Kıbrıs siyasi sorununa yönelik türlüsü çeşitlisiyle yorum yapmanın, gazeteci refiklerimiz için de kolay olduğunu zannederim.
Kolay oluşu hayatımızın ekmek su kadar parçası oluşundan mı yoksa en çok yaşanan oluşundan mıdır? Buna karşın bu türlü çeşitli yorumların “olacakları” değiştirmediği inancının fesat düşüncesindeyim! Çünkü öteden beri “efkârı umumiye” dediğim halkın tepkileri değil, sonuçta “yönetici takımın” dedikleriyle yaptıkları Ulus Devlet gidişatında makbuldür.
Yani onca lâf kalabalığını özetlemek gerekirse davul her zaman halkın elinde fakat tokmağı “yönetenlerdedir!” Tokmak davulun göbeğine vurup kulağa hoş gelen sesler çıkardıkça her şey yolunda ve iyi, yana vurup falsolu sesler çıkardıkça durumlar arızalı ve kötüdür!
Ve bu kez devreye cümlenin içine koyduğumuz İngiliz girivermiştir. Şimdi bir soru: Eğer “bizim siyasiler” Memoranduma “asla kabul edilemez” dememiş olsalardı halk katlarında olay bu kadar büyük tepkilere neden olur muydu?
SİYASİ SORUN ELİMİZDE DEĞİL. Çünkü “olacakları” göstermediler! Halkı kendi amaçlarının hedeflerinde yürütmek için tabi! Nitekim bugüne kadar İngiltere doğru yolda ve Türk tezine destekçi olarak lanse ediliyordu. Memoranduma imza attı tu kaka oldu!
Buna karşın yine de biz, “İngiliz bunu neden yaptı” sorusuna yanıt arıyoruz. Ancak o cevabı bilenler bilir, onlar da her zamanki gibi dışımızdaki güçlerdir!
YİNE DE GELELİM İNGİLİZ’E: Kıbrıs sorunu Gordion düğümüdür. Rum için çözümü, “kesinlikle kendi egemenlik ağırlığına dayalı Türkiye’siz bir Kıbrıs”tır. Bu yolda aldım dediği mesafe şimdilerde İngiltere’nin de altına imzasını attığı gelişmeyle tek egemenliğin Kıbrıs Cumhuriyeti Devlet ve Hükümet’inin olduğuyla, Kuzey’in bu Devlet ve Hükümete iltihak ederek federasyonu oluşturmasıdır. Yani Kuzey Rum için hâlâ bir eyalet esamesindedir.
İngiliz içinse hedef bölgedeki çıkarları nedeniyle adadaki koçanlı üslerinin kalıcılığıdır. Bu ayni zamanda ABD’dedir de! Bugünkü “çözümsüz Kıbrıs” bu kalıcılığı sürdürmenin siyasi esasıdır. O halde İngiliz Hristofyas’la anlaşır, Türk’ün tepkisini halk katlarına indirecek infiale sokar, Türk liderliğine, “bu koşullarda görüşmelere devam etmenin anlamı kalmadı” dedirtir, hem cıvıtan Rum liderliğini görüşmelerden kaçan taraf olmaktan kurtarır hem üslerini! Zaten yaptığı da budur!
PEKALA DÜĞÜMÜ KİM ÇÖZECEK: Türkiye! Öteden beri Türkiye AB’ye üye olmadan sorun çözülmez diyorduk. Nedeni ortadadır. Yani Rum’u İngiliz’i, AB’si ABD’si akıllı ve açıkgöz, kendi çıkarlarını kollayıcı ve koruyucudurlar da Ankara mı aptaldır? Kıbrıs’ı uçurup elindeki bu büyük siyasi kozu yitirirse kim baktırır AB kapısından!
Tabi ki “yazın beni AB’ye üye, alın çözümü” demiyor. Demiyor ama bu hesapların yapılmadığı anlamına gelmiyor.
YA BİZİM SİYASİ KOZUMUZ: Sn. Talat bile onca siyaset acemeliğine karşın yıllarca ağzına almadığı KKTC lafını nihayet Papadopulos tutumu nedeniyle sokboğaz olup “kendimi Sarayönü’ünde asayım mı” umutsuzluğunun feryadına vurduğunda, “KKTC vardır” demeye başladı. Hatta Rum’u kırk yıl daha bekleyemeyiz uyarılarında. Ki sözcüsü Erçakıca da Bağımsız bir Kuzey Kıbrıs Türk Devletini çağrıştırarak Rum’la İngiltere’nin icazetine muhtaç değiliz demekte.
…Dolayısı ile Memoranduma kızıp İngiliz ve Rum’un istediğince tezgâha düşüp çözümden kaçan Türk tarafı olmamalı. Ancak tırnak kadar ödün vermeden ve KKTC’yi yok etmeden. Çünkü eninde sonunda tek kalıcı, KKTC gerçeği olacak.