Kahveler halkın nabzıdır. Oralarda duyduğunuz sesler memleket ahvalinin ne alemde olduğuna ölçü tutar.
Ki şimdilerde halk sanıldığının aksine ne İngiltere’nin Hristofyas’la imzaladığı memorandumla ilgilniyor ne de görüşmelerin seyri ile. Hatta dün Pazar’dı ya Cumartesi akşamı milli takım’ın Portekiz’e yenilmesini bile halk umursamadı, “Fatih Terim ancak bu kadar” dedi!
Bir de artık Maliye Bakanı’na “Uzun Ahmet” diyorlar. Elektriğe yeni zam müjdesi, “ama bitmedi mi be bu zamlar” tepkilerinde seslendiriliyor. Ve Mağusa’nın davudi sesli halk politikacılarından Çetin’i “yaz” diyor. “Yirmi yıl önce Soyer muhalefetten UBP iktidarına yüklenirken “nerede zam zum, orada ham hum diyordu!” Ardından yeri göğü dolduran gök gürültülü kahkahasını patlatıyor.
Ve benim de hatırıma geliyor. Vakti zamanında ne zaman ekabir bir açılışın kurdele kesme törenine katılsa CTP’nin güçlü muhalefet sesi Soyer, “yine kırlangıçlar gibi dizildiler” derdi.
Geçen gün baktık Fuar’ın açılışı için kurdele önünde kırlangıçlar gibi dizilmişler!
HALK DEDİK: Türkiye’de AKP’nin kapatılma olasılığından halk müthiş tedirgin. O kahvede birisi, “AKP kapatılırsa ne olacak sonra oğlum” diye sordu. Ve klasiklerimize karışmış lafı yerine koydu: “Türkiye hapşırırsa biz zatürrie oluruz!”
Türkiye’yi izlerken orada iyi gitmeyen işlere burada kuşku ile bakıp korkan halkın tedirginliğini yabana atmayın. Birisi “vallahi mahfoluruz” dedi.
Bense “işte doğamızın ve varlığımızın kaçınılmaz güvencesi ile hamisi durumunda yerli yerine oturmuş Türkiye” dedim. Onu içimizde istemeyenler de isteyenler de! “Aramızdaki safraları gitsin diyenler de onsuz hiçiz” diyenler de! Türkiye’yi kıyasıya eleştirip mesela o insan unsuru ile AB’ye girmek için daha kırk fırın ekmek yemesi gerekir düşüncelerini kendilerine ayrı gayrılık imtiyazında “Kıbrıslılık” olarak yontanlar bile, orayı seyredip izlerlerlerken kendi güçleri için güçlü Türkiye görmek istiyorlar.
GERÇEKTEN DURUMLAR VAHİM Mİ: Eğer bugün Türkiye’de yaşanan siyasi krizler “dün” yaşansaydı “askeri darbe olasılıklarından söz edilirdi. “Söz” yetmez, olurdu da! Şimdi “Hukuğun üstünlüğünden” söz ediliyor. Türkiye artık bu nedenle de büyüktür. Demokrasi’nin vaz geçilmezliğini oluşturan “kuvvetler dengesi” Anayasa’nın göstermelik maddelerini aşıyor, işlevselliğiyle hakim unsur oluyor. Tartışmalar sürüp gitse de Anayasa’ya aykırılık karşısında kıldan ince boyunlar verilen kararlara biat ediyorlar! Türkiye demokrasi yolunda mesafe katetmiş, gücünü hukuktan alıyor.
PEKALA YA KKTC’DE: Kim ne derse desin o hukuk Türkiye’den önce vardı. STÖ’leri “zıt güçler” olarak bu nedenle yeşerip güçlendilerdi. Hükümetleri sıkboğaz eden grevler bu nedenle oluyordu. Yolsuzluklarla rüşvet, haksızlıklarla partizanlıklar medyada bu nedenle ayazlanıyordu. Düşünce özgürlüğü bunun için tartışılıyordu. İktidarlar bu nedenle didikleniyor, “popülist tutumlar” bu nedenle kınanıyordu.
Bugün “kantarın topu” kaçırıldı deniyor. “Hukuğun üstünlüğünden ve kuvvetler dengesinin işlevsizliğinden” değil ama. Siyasi iktidar erkini elinde tutanların öncelikle kendilerinin çalıştırıp üzerine titremeleri gereken o “hukuğun üstünlüğünü” tepe tepe kullanmalarından dolayı!
Ki siyasi iktidar kadroları hangi kez Hukuğun Üstünlüğü’nü tepeleyip memleketi yerle yeksan etseler, faturasını halka yazarlar. Ya uslu çocuklar olmadıkları yahut kendilerine gözleri kapalı biat etmedikleri için!
Başına kimi getirmişse memleketi başına yıktığı gerçeklerde bu çaresiz halk, boşuna mı Türkiye’ye kaçınılmaz çare arayışında tek güvencesi olarak bakar.