Entel gevezeliğinden bıktık usandık. Mesela şimdilerde TC kökenlileri yeniden gündeme getirdiler ya, bir yandan Kıbrıs’lı Türkler diyerek “üst kimlik” sorgulaması yapıyorlar, öte yandan “alt kimlik” tanımına konmuş “öbür Türkler” karşısında azınlığa düşüldüğünü, “gitti elden Kıbrıslılık” diyerek felaketin karalarına bağlıyorlar!
Sn. Talat da tam aksi rotada Hristofyas’la cebelleşirken, “vatandaşlık oyuncak değildir, vatandaşlığı en azından 2004’den beridir ciddi uluslararası normlara uygun olarak ve hiç kimsenin itiraz edemiyeceği şekilde veriyoruz” diyor.
Dolayısıyle bildik sorun gündeme geliyor: “Kıbrıslılık mı KKTC vatandaşlığı mı?” Ulus Devleti “vatandaşlar” mı yoksa “kafatasları” mı oluşturur? Sonuncusu KTÖS’ün anketinde ayazlandı. Sendika ilk ve anaokullardaki 22 bini aşkın öğrencinin sicili ile kökenine indi, adı “Kıbrıslı Türk” olması gereken çocukların sayısının yüzde 34 olduğunu buldu! Ve açıkladı: “Görüleceği gibi Kıbrıs’lı Türkler kendi ülkelerinde azınlık durumuna düşmüşlerdir..”
KİMLERE KARŞIN: “Ya ana babası, yahut sadece ana veya babası TC doğumlu olanlar falan… Yani öbür Türkler. Zaten öteden beri eksik olmayan fetvalarından biliyorduk bir kez daha öğrendik ki KKTC’de iki Türk vardır. Biri altınla döşenmiş, elmas yakutlarla süslenmiş, beyni kompüter, yüreği “Kıbrıs” olan Türk; öteki çamurdan mamül Türk! KKTC Vatandaşı olmaları önemli değil, önemli olan Kıbrıslı olmaları!
Eğer bu saçma sapan değer yargılarını Rum’un Türk’e bakışı analizine vursaydık, “zaten onlar için en iyi Türk ölü Türk’tür” diyerek bildik düşmanlıklarına bir zımba vurarak geçerdik. Fakat iddiaya konu olan zümre, başında ister Elçil olsun ister falanca kişi. O 22 bin öğrenciye eğitim veren KTÖS’ün öğretmen üyeleridirler. Facia burada!
ÖTESİ DAHA VAHİM: Daha dün Şanlıdağ her Türkiyeli yurttaşın hayatında bir kez olsun KKTC’yi ziyaret etmesi için Anadolu’da turizm kampanyası başlattıydı. İstenmedikleri ülkeye neden gelsinler ama! Tutun ki kendi elimizle kendi gözümüzü çıkarıyoruz! Hem muhtac’ı dideyiz hem ayranı içmeye atla gitmek isteriz!
Demek istediğimiz öteden beri sürüp giden içimizdeki TC’liler kompleksinden kurtulmaz, onları dışlayıp yabancılar kategorisinden düşürüp KKTC vatandaşları olarak benimsemez ve bu yollarda rehabiliteleri ile eğitimlerini tutun ki iddiası beleş olan “üst kimliğe” çekmezsek sadece “şövenizmin” batağına düşüldüğünün imajı çakılmaz, “biz AB’liyiz” iddiası da ayni AB’nin muktesabatından döner.
KALDI Kİ: Hep yazarız. Devlet dediğiniz biraz da nüfustur. Ki Rum’un siyaseti gereği tepe tepe kullandığı unsurlardan birisidir bu. İşte bu TC’lilerdir ki KKTC’de sadece ekonomik ve siyasi aktivite yaratmakla kalmamışlar, Kıbrıs Türk’ünü cemaat esamesinden halk oluşa taşımışlardır.
“Yapısal kusur” beraberinde gelmişse onu da bu Anadolu insanının TC’deki talihsizliğiyle yoksun bırakıldığı yaşam haklarında aramak gerekir. KKTC’ye adapte olamamalarının kusuru ise buradaki düzendir. Bir ülkeye safra gibi insan taşınıp yığdırılmaz! Böylesi göçmen insanlar böylesi insafsızca sömürülüp horlanmaz. Hepsini de yaptık. Dolayısıyle aynalara bakıp tükürecek suratlar ararken, önce o aynalarda yansıyan yüzlerimize tükürmemiz gerekir!