Keyfim yerinde oldu muydu keyifli, olmadı mıydı karamsar yazarım. Hayır! Çünkü “Köşem” keyfimin kâhyası değil, benim de değil. Lafı büyük olacak ama “halkındır.” Gazeteci refiklerimiz bunu iyi bilirler çünkü onlar için de “köşeleri” halkla buluştuğu oranda keyifli yahut karamsardırlar.
O zaman sauali kendinden menkul olur: “Ne kadar halk?” Popülizme varacak kadar mı yoksa sorunları “indî” olması gereken doğrularla yansıttığı oranda mı? Ki sıra tanımlamalarına geldiğinde “taraflı tarafsız” da denir, “muhalif muvafık” da.
HÜKÜMETLERE DE BU ÇERÇEVEDEN BAKIYORUZ: Ki onların da eğer varsa plan programları, benzer çerçeveleri olur. İcraatları uğruna ya gönülleri kırarlar yahut kazanırlar.
Uzatmadan sadede gelelim. Halkın gönlünü hoş tutmak için popülizm de yapılır, CTP hükümetinin yaptığı gibi o gönüller yeter ki hep hoş olsunlar diye harcana dağıtıla hazinenin dibine de inilir! “Kıvama geldik, artık yeter” dendiğinde ise meram anlatamazsınız.
Ki başbakan Soyer gelinen bu aşamada meram anlatamamasından yakınıyor. Sonuçta “sertleştim” diyor. Ve ekliyor: “Son zamanlarda STÖ’lerinin ve basında yer alan spekülatif haberlerin neyi amaçlayıp hangi hedefe varmak istediklerini anlayamıyorum. Mesela Merkez Bankasındaki grevi anlayamadığım gibi. Araya girip grevi sona erdirdiğimde ziyaretime gelen ilgili sendika krize son verdiğim için aman ne iyi yaptınız diyerek teşekkür ettiydi!” ( Yani istenmeden içine girilen bir grevden çıkılamayacak açmazlar mı yaratılıyor? Anlamak güç!)
SİYASİ SORUN DA BENZER açmaza düşmüş. Görüşmeler başlamış, iki liderin 23 Mayıs mutabakatına kadar gelinmiş bu kez ortaya İngiltere’nin memorandumu çıkmış. Soyer diyor ki “Talat ve Hristofyas olarak iki liderin mutabakatından öte hangi anlaşma yahut dışındaki ilişkiler daha önemli olabilir ki? Bunu geçen gün Lidra Palace’deki Türk Rum siyasi liderler toplantısında da söyledim, kıyameti kopardılar…” (Neydi o mutabakat kısaca hatırlayalım. “İki egemen devlet ve halka dayalı yeni bir ortaklık Devlet’i kurulması (Buna bakir doğum diyorlar) ve görüşmelerin Haziran sonunda başlaması…
Eee, Memorandum neyin nesi oldu? (Ki en çarpıcı olumsuzluğu adada ayrı bir politik varlığın tanınmayacağı veya yükseltilemeyeceğidir dolayısıyle iki liderin zirve sayılması gereken mutabakatına tam zıt görüştedir.)
Ama İngiliz aptal değildir. Bu memorandumun görüşmeleri olumsuz etkileyeceğini bilmekte belki de hedefi bu olmaktadır dediğimize Başbakan da ötesi pek çok etkenleri sıralayarak olabilir diyor. Ancak 2009’da çözüm beklentisi olduğunu da tekrarlıyor.
KUZEYDEKİ YATIRIMLAR RUM’UN KORKUSU OLUYOR: Başbakan Soyer’in öteden beri vurguldığı iki husus vardır. Birisi dış ilişkilerin ısrarla sürdürülmesidir. Bu yolda büyük mesafe alınmış gitgide adada bir Türk halkı yöntiminin olduğu akıllara daha çok yatar olmuştur. Bir diğeri Rum’un canını sıkan yatırımlardır. Ki yollara konan elektrik direklerinden tutun Mağusa’daki Hastahaneye denizden su arıtma tesisine, ötesi her şeye kadar… Soyer için KKTC ne kadar sosyo ekonomik düzeyli konuma gelirse siyasi yönden elimiz o kadar güçlü olacaktır.
YENİ BİR GİRİŞİM DAHA: Eski Mağusa Hastahane’si yakın gelecekte İTÜ’sine verilecek. O koca blok artık Mağusa’nın bir ikinci üniversitesi olacak. Artı 1974’den beridir önünde ulusal günlerin resmi geçitlerinin yapıldığı kadavra görünümüyle yüz karası haline gelmiş “eski mahkeme binası” da İTÜ’sine verilecek orası da bir konservatuvar olacak… Mağusa için her ikisi de büyük şans diyor Soyer.
VE AYNİ GÖRÜŞTE BULUŞUYORUZ: KKTC Rum’un 1974’de terkedip gittiği Kuzey değil. Hem siyasi hem ekonomik yönden gelişiyor üstelik dış dünyaya rüştünü ispat ediyor. Rum liderliği ise sittin senedir çöktü çökecek beklentisinde bir Kuzey gözlerken bugün de görüşmelerle ortaya çıkan tutumda ve hâlâ “zamana” oynuyor. O “zaman” ise (bence) kesinlikle Türk için çalışıyor. Başbakan’la her halde bu konuda mutabakata varıyoruz.
HÜKÜMETTE DEĞİŞİM YOK: Başbakan’la şu rutin fakat kesinlikle bire bir sözlerini içermeyen sohbetlerin bir özet dökümünü aktardık Köşemize. Başbakanlık da zor zanaattır. Nitekim öğreniyoruz ki bazı Bakanların görevden alınacakları konusunda tepede her hangi bir konuşma olmamış. “Yok öyle bir şey” diyor Başbakan… Şu anda mı yoksa hiç mi yok tabi bilemiyoruz. Bildiğimiz Bakanlarla oynamak da zor!