Sn. Birinci Cumhurbaşkanı Denktaş için BM’ler gözetiminde süregelen çözüme ilişkin hiçbir görüşmenin başarı umudu yoktu. Çünkü Denktaş hangi kez görüşme masasına oturduysa Rum’un önüne “kırmızı çizgilerini” koydu. “Sizin varsa bizim de var” politikasında.
Denktaş, 1974’den sonra iki bölge iki toplum gerçeği ortaya çıktığında, öncesi “karma Kıbrıs”tan çok daha ilkeli bir savunma sürecine girdi. Biliniyor, Ecevit ifadesiyle çözüm 1974’de gerçekleşti, yeni arayışlarla yeni planlara gerek yoktur. Ancak Denktaş’ın Türk halkının adadaki varoluşuna yönelik yine kırmızı çizgileri haline gelmiş olmazsa olmazları da vardı.
Bir, Türkiye ile entegrasyon. İki, kesinlikle adadaki Türk halkının güvencesini devam ettirecek Türk askeri gücünün kalıcılığı. Üç, eğer çözüm isteniyorsa 1983’de ilan edilen KKTC’nin çözüm aşamasında da Devlet olarak varlığının kabulü…
TABİ Kİ TALAT FARKLI KULVARDA KOŞTU: Önce ve AKP ile birlikte Kıbrıs siyasi sorununun mihenk taşına vuran AB fonksiyonunu politikasının esası yaptı. Bunun adına da değişen dünyada değişen siyasetler dedi hatta Ecevit dönemlerinin Denktaş’la izdüşümü yaratan politikasına çatmak gereğini duyduğunda, “Denktaş ve Türkiye AB’nin dilinden konuşmuyorlar” eleştirisini yaptı. Yarattığı imaj, kapsamında AB üyesi birleşik Kıbrıs’ın olduğu global kaçınılmazlıkta, kaçınılmaz yeni bir Kıbrıs çözümüydü.
Nitekim Annan planı Sn. Talatlı bu yeni çözüm görüşlerine uygunluğunca hazırlandı, TC’nin AB’ye aday üye olacağı propagandaları ile harmanlandı, ABD ve BM’ler desteğini de alarak gündeme sokuldu. Kabulü için de Kıbrıs’ın tarihinde görülmedik propaganda amaçlı büyük paralar harcandı.
Bu plana Rum’un hayır diyeceği hiç düşünülmedi. Sn. Talat için hata bir diyoruz. Çünkü Rum’u tanımıyordu, AB’yi hiç!
İkinci hatası Rum’un “hayır” dediği plana ısrarla sahiplik koyması oldu. “Biz evet demişsek şu halde hâlâ geçerlidir” saplantısını Kıbrıs siyasi sorununun çözüm alternatifi yapmaya çalıştı.
Üçüncü hatası: “Zannetmesi” oldu. Zannetti ki AB ve BM’ler Sn. Talat’ın bu düşüncesine iltifat edeceklerdir.
UZATMADAN YAZALIM. Siz çözüm önerilerinizle öne çıkmazsanız dıştan kaynaklı çözüm planları dayatılır size. Haa, Denktaş ne yaptı denecek? Daha ne yapsındı. KKTC’yi ilan etti, İşte Kuzey’de Türk Devleti dedi, çözüm isteniyorsa iki devlete dayalı olur hükmünü de siyasi alternatif yaptı. Başaramadı yahut başarmasını istemediler ayrı konu!
ŞİMDİLERDE Sn. Talat’ı yine BM’ler patentiyle mesela Gambari Anlaşması uzantısında başlayan yeni görüşmelerde izliyoruz. Elbet Kırmızı çizgileri de var. (Sn. Talat’ın malı mıdırlar diye sormayacağız çünkü tümü de Ankara imzalıdır.)
Ve gelinen aşamada kendilerini dinliyoruz. Sonuncusunu Politis’le yaptığı mülâkatta ayazlattı ve dedi ki “Çözüm için güvenim gün be gün azalıyor!”
Bizse şöyle diyoruz: Sn. Talat’lı cephenin çözüme yönelik görüşlerinin tutmadığı açık. Hristofyas’lı Rum bunları kabul etmiyor, kendi çözüm şeklini empoze ediyor. En basitinden ve şimdilerde açığa çıktığınca ifadesi şudur: “Kıbrıs Cumhuriyeti vardır, federasyon olacaksa Kuzey’deki Türk toplumu bu Cumhuriyete iltihak eder, birleşik Kıbrıs kurulur.” (Tabi ki adada Türkiye’nin “T”sinin bile içinde olmayacağı bir çözüm!)
KISACA Talat politikası iflas etti. Bir nokta: Kıbrıs’ta çözüm değil ama. Denktaş politikası hâlâ geçerli.