Sn. Talat’la Moon’un siyasi işlerinden sorumlu Pascoe’si arasındaki konuşma neydi? Bilemiyoruz. Oysa önemli olması gerekirdi çünkü Pasceo Güney’deki Hristofyas’la yaptığı konuşmadan edindiği izlenimlerini aktardıydı Sn. Talat’a.
Tabi ki bu konuşmada Kıbrıs’ın ikliminden yahut su sorunundan söz edilmedi. Tahmin de olsa aşikârdır ki Hristofyas çözümden ne anladığını anlattı. Nitekim Sn. Talat, bir akşam yemeğinde buluşma davetini getiren Pascoe’ye “olamaz” derken yaptığı açıklamada bunun nedenini “malum Hristofyas tutumu” imasında işaretledi.
Zaten artık açık seçik biliniyor: Hristofyas’lı Rum’un son numarası Kıbrıs Cumhuriyeti’nin hem de “ilelebet” kalıcılığı oluyor. Oysa tasavvur edilen yeni değişimde Kuzey’de KKTC Güney’de KC’nin lağvedilip yerlerine birleşik ve uluslar arası tek kimlikli federasyonun yerleştirilmesidir.
“İki devlete dayalı olacaktır” ifadesi ise öteden beri lâftı şimdi lâfı bile edilmiyor! Çünkü gözetilen konfederal sistem değil. Artı bu federasyona katılacak Türk ve Rum halklarını “birleşik Kıbrıs”a nazire bir başka “birleşik” kapsama alıyor ve “AB üyeliğine” sarıyorlar. Pratikte çok zor. Türk’ün Rum, Rumun Türk gibi düşünmesi kadar!
…Biz bu girizgâhı “reddedilen yemek” olayını yazmak için yaptıktı. Sn. Talat görüşmeleri hançerleyen Hristofyas’la resmi olmayan bir yemekte konuşmak istemedi. Yahut Sn. Talat Hristofyas’a kırgındır. Dolayısı ile siyaset sahnesine şimdi de “küstüm” senaryolu flim yansıdı. Bizim için yapılacak yorum da “hadi iyi küsmeler” olur!
SUÇLAMALARI YABANA ATMAYIN
Bir yandan Yeni Volkan, öte yandan Afrika gazeteleri. İki zıt kutbun kendilerine özgü sivri ve incitip acıtıcı basını da olsalar bir konuda buluşuyorlar. Her iki gazete de “perde gerisi yahut bilinmeyenleri içeren olayların haberlerini dopra dopra veriyorlar.”
Mesela bir süredir Yeni Volkan gazetesi “Bakanlar Kurulu” kararlarını çekiyor manşetine. Hükümet’in bazı basın yayın organlarına yönelik teşvikler yahut ihaleler yoluyla akıttığı paralar…
Tutun ki bazıları “eh bu kadarı da olmalı” yargısına konabilir. Olay bu değildir ama. Mesela Meclis oturumlarına basın girer, olanları anlatır, kararları yansıtır. Bakanlar Kurulu öyle değil. Sözcü neyi açıklarsa bilinen odur!
Oysa biz şimdilerde söz konusu gazetelerin haberlerinden öğreniyoruz ki “bilinmeyenler bilinenlerden çoktur!”
Açıklanmaları ise “önemsizliklerinden” değil, eğer açıklanırlarsa etki tepkileri gürültülü olacaktır düşüncesinden doğmaktadır. Yani Hükümet icraatlarının bir kısmını kendi gizliliği içinde saklamaktadır. Buna da kulpu, “Devlete yararlı olacağına inandığımız her konuda tutumumuzu devam ettireceğiz” diyerek takmaktadır!
Oysa öyle değil: Bir yandan CTP öte yandan ÖRP, partilerine seçimlerde oy olarak yansıyacak “ayarlamalar ve ayartmalar” yapıyorlar. Kıyamet de bundan kopuyor. Çünkü bırakın partizanlığı, hazinede para kalmadı diyerek dolaylı vergilerle halkın boğazını sıkan hükümet, “bu vergileri doğru yerlerde harcamıyor” töhmetine düşüyor. Kaldı ki alınan vergilerin yapılan parasal yardımların kuruşuna kadar nerede nasıl harcandığını bilmek halkın hakkı olmalıdır.
Bazı Milletvekillerinin siyasete soktuğu etik değerler sorunu kıyasıya eleştirilirken, Bakanlar Kurulunun bu kararları, halka açıklamaları yapılmadığı için hiç etik değil. Artı, söz konusu gazetelerin ayazlattıkları kıyaklı tasarruflar doğruya doğru hazmedilecek gibi de değiller!