Dün, “hele ortak açıklamayı görelim, yazarız” dedikti. Ve gördük. Sonra da söylendik: Üzerine bir arabalık laf da etseniz iki kelimeyle de geçiştirseniz anlayıp anlatacağımız şu:
“İki lider tek egemenlik ve vatandaşlık konusunu görüşüp prensipte anlaştılar ve 25 Temmuz’da yeniden bir araya gelmeye karar verdiler.” (BM’ler temsilcisi Zarihoun tarafından toplantı sonrası açıklaması.)
İsterseniz bu iki cümlelik açıklamadan yola çıkarak mesela “ne demek tek egemenlik tek vatandaşlık” ifadesine takılır sayfalar dolusu yorum da yaparsınız, isterseniz CTP’nin araya sıkıştırdığı “çok acele” lafına sarılı duyurusuna paralel, tarafların bir an önce zamanla oynamadan kapsamlı görüşmelere başlamasının yararlarını “patlıcanın fazileti” gibi alatırsınız.
Veya bizim gibi olanların kısa ifadesiyle, “boşuna uğraşıp görüşüyorlar” der kestirip atarsınız. Hepsi de mümkün!
Ne var ki kaderimizi ilgilendiren görüşmelere böylesi lâf ola basitlikte de yaklaşılmaz.
O ZAMAN GELSİN CİDDİYET: İçini doldurmnak için Sn. Talat’ın bilgilendirme babında açıklamalarını bekleyeceğiz de Hristofyas az birazını geveledi bile. “Sn. Talat’la işgale ve anavatanlara (Türkiye-Yunanistan) bağımlılığa karşı mücadele veriyoruz” dedi.
Oysa Talat cephesinden bildiğimizce KKTC Türkiye’ye siyaseten değil, gönülden bağlı. “Onsuz var olamayız” diyenlere tutun ki Sn. Talat da katıldı. Bunu da açıkça söylüyor, güvencemizdir diyor. Tabi “sosyo ekonomik yönden bağımlı olmak başkadır, siyaset icabı olmak başkadır…
O zaman Hristofyas’la Talat bu konuda nasıl konuştular ki Rum lider çok rahatlıkla “işgale ve anavatanlara bağımlılığa karşı mücadele ediyoruz” deyiverdi?
Akla iki ihtimal geliyor: Her iki lider de kapalı kapılar arkasında farklı konuşuyorlar fakat halklarına kerhen farklı açıklamalar yapıyorlar! Eğer böyle bir gerçek varsa hem etik hem de siyasi gelişme yönünden Türk ve Rum halkları olarak kandırılıyoruz. Tabi ki bunun da kokusu çıkar, gün gelir olanlar ortalara serilir, anlarız!
VE AB OLAYI: Sorun BM’ler tarafından çözülecektir denmesine karşın Kıbrıs, Türk’ü Rum’uyla birlikte AB’nin kapsamındadır. Çözüm ne olursa olsun sonuçta Türk halkının da katılımı ile birlikte bu kez tüm Kıbrıs AB üyesi olacaktır. Zaten Türk Rum sandalyeleri de mevcut.
Oysa görüşmeler safhasında AB’nin Kıbrıs üzerindeki siyasi ve hukuki önemiyle geleceklerin çözüm olasılığında kaderini yükleneceği gerçeğinin hemen hiç lâfı edilmiyor. Sanki yok!
Oysa Rum’a limanlarını açmadı diye TC’nin üyelik sürecini sekiz başlıkta donduran, “aç aç” diye dayatan AB! Adadaki çözümsüzlükten sorumlu tutup Güney’e fiske kondurmazken Türk’e sürekli çözümü sağla diyen AB! Mali yardım tüzüğünü ancak Rum idaresinin müsadeleri oranında KKTC’ye yansıtan, serbest ticareti ayni Rum’un müsadeleri olmadığı için başlatmayan dolayısıyle izolasyonları kaldırmayan da AB! Maraş’ın Rum’a iadesini, Türk askerinin peyderpey ayrılmasını isteyen, yakında bunun için bir karar alacak olan yine AB! Ötesi yığınla fakat tümü de Rum’dan yana kararları alıp, Türk’e ve Türkiye’ye baskı yapan tartışmasız AB!
Fakat Kıbrıs’ın siyasi kaderinde bu kadar etki tepki ve kararlarıyla varolan AB bakıyoruz ki görüşmeler safhasında hem yok hem de Türk tarafına engel çıkarma politikasının devamında!
O zaman zaten söz konusu görüşmelerde Sn. Talat hem BM’ler hem Rum hem de AB ile mücadele etmek gibi çok sıkıntılı ve zor bir pozisyona düşüyor. Bu kadar “taraflı” güçlere karşı da Kuzey Kıbrıs Türk Devleti’nin geleceklere yansıyacak çıkarlarını görüşmeler yoluyla çekip koparmak mümkün değil, zaten başarılamayacak diyoruz. Ancak “görüşün” dedikleri için tutun ki görüşmeler devam ediyor, hepsi bu!