Anladığımızca anlatacağımızın ifadesi şu: “İşler gıcır. Dalgalansın da durulsun!”
Küçük memlekette dört dönüyorduk. (Bazı gazeteci refiklerimizle politikacılarımıza dünya dar geliyor, çat kapı Avrupalarda Amerikalarda, Afrikalarda Uzadoğu’larda. Seyahatlarının namesini yazıp söylüyorlar, sayelerinde gidip, gezip, görmüş kadar oluyoruz.)
Nerede kalmıştık: Küçük memlekete sıkışıp kalmışız ki Karagöz de perdeyi açarken elindeki tefe vurarak yar bana bir eğlence der. Bizimkiler ise birbirlerinin kafasına vurarak eğlenirler. Kimseler vurmasa “yani derler bu kafa bir Ergenekon davasına layık olmayacak kadar kof ve boş mudur? Hadi bekliyoruz işte kellemiz ortada!”
Doğrusu ben tutuklanmaya, sorgulanmaya, mahkûm olmaya bu kadar heveskârımızın olduğunu bilmiyordum. Vakta ki TC’deki Ernekon davası patlayıp çatladı bir efkâr da bizimkileri bastı. “Acaba operasyon KKTC’ye de sıçrar mı?” Yollarda bellerde, kahvelerde evlerde konuşuluyor. Gazetelerin manşetlerinde salınıyor!
Bende bir sevinç, bir umut! Oğlum Eşref diyorum kendime. Onca yıldır ot gibi yaşayıp belli olmuştur ki mantar gibi öleceksin. İşte son şansın. Eğer bu Ergenekon sana da bulaşırsa bugüne kadar kimselerden artmadığı için tırnağına bile sahip olamadığın kahramanlığa konar, tutamadığın reyting kuşuna biner, giderayak en azından çoluk çocuğa anlatacak bir hatıran olur…
Artık akşamları gözüme uyku girmiyor. Ha geldiler ha gelecekler! Bendeniz zati eşyalarımı tıktığım küçük çantamla ve yüreğim pır pır uçarak kapılarda bekliyorum, Allahtan umut kesilmez beklentilerinde!
EŞEL MOBİL UĞRUNA
Talihten başladık devam edelim. Talihe bakın. Ne “şaşı” baktıkları Kıbrıs sorunu konusunda anlaştıydık ne Annan planında! Sendikacılığın fıcırığını çıkarttıklarında da kızdıydık Türkiye’ye cephe aldıklarında da.
Yıllarca “eğer mesleki işlevlevinizi yüceltirseniz Devlet de yücelir” dememize karşılık “biz zaten Devlet’e inanmıyoruz” da dedilerdi, tepelemek için mesleklerini de yerle yeksan ettilerdi! Hâlâ devam ediyorlar ama talihe bakın:
CTP-ÖRP Hükümeti dokunduğu ne varsa haşat edip dağıtır ve kamu görevlilerinin nasılsa ellerinde kalakalmış son haklarından birisi olan eşel mobili de halletmek için operasyona hazırlanırken, baktık ki kıyametleri kopartarak, “bu hakkımızı da yedirmeyiz” diyen “bu sendkalar!”
Talih bu kadar olur! Adamlar inanmadıkları Devlete, gitsin dedikleri askerle Türkiye’ye bayrak açıp Talat’ın birleşik Kıbrıs’ını bile yeterli bulmamalarına, “tek vatan, tek yurttaşlık, yaşasın Kıbrıslılık” sloganları atarlarken; eşel mobil’in savunması ihalesi üzerlerine kalmış! Çaresiz sümüklerini çekip yutkunacağız!
VE TEK EGEMENLİK OLAYI
Hristofyas Sn. Talat’ın tek egemenlik ve yurttaşlığa evet demesine bayıldı. Talat’a göre “yalancı” falan da olsa siyaset tezgâhına iyi mekik atıyor. Bir dokuyor, yarın, “hadi bakalım şu tek egemenliğin altını dolduralım” dediğinde Talat, “ama siyasi eşitlik ilkesinde iki ortak ve kurucu Devletle” cevabını verecek ki görecek:
Masadan kaçan taraf olmamak uğruna, “her şey kabülümdür yeter ki sen yanımda ol” demek siyaset demek değildir! Zaten BM’leri de AB’desi de mahana arıyorlar, “Ooo diyecekler. Tek egemenliği kabul eden sen değil miydin? “ Neyse bizim dilimizde “ama ama” çok! “Ama ama ben öyle anlamadımdı” diyene kadar atı alan Lefkoşa’yı da geçer Sn. Talat’ı da. Tabi elli yıldır bizim de tek bildiğimiz politika olan “bekle gör’ümüz” vardır, vallahi bunu da görmek için bekleriz!