Sorunlar kambur üzerine kambur yığdığında kendimize sorarız: “Sen olsaydın ne yapardın?” Olacağımızdan değil, insafa da yer vermek için. Oysa bu işin az birazcık ilminin mürekkebini yalamışsak biliriz ki eğer insanlar külliyen “dısharmonik” yani bireysel farklılıklar katmanları içinde olmasalar ve sadece tek yüksek değerlere sahip bulunsalardı Devlet’e gereksinim olmazdı. Bu nedenle olmalı taş devrinde bile taş kafalı insanları yönlendirip yöneten tutun ki ilkelliğinde Devlet yerine geçecek bir “lider insan” vardı…
Fakat biz 21. YY.lın 2008’inden söz ediyoruz. Dünya da malum, Devlet de… Değişmeyen ille de bir yönetenle yönetilenin olması. Dolayısıyle en iyi Devlet en iyi yönetenlerle en iyi şekilde yönetilenlerin olduğu Devlet’tir..
CTP hükümetine bu yargıdan bakıyoruz. KKTC’yi ne yönetebildi ne de yönlendirebildi. Ne hukuğun üstünlüğünü serebildi Devlet’e ne de iç barışı sağlayabildi. Siyasi sorunu da kurtaramadı sosyo ekonomik gelişimi de… Eşel mobil son yansıması oldu. “Haklıdır haksızdır” değerlendirmesi ayrı konu. Eğer memleket otuzu aşkın sendika ile genel greve gidecek kadar başlarını yukarı kaldırmışsa, daha başka türlüsüyle nasıl düşünelim ki?
***
Önce Kıbrıs gazetesinden bir veda yazısı ile Süleyman Ergüçlü görevinden ayrıldığını açıkladıydı. Ardından Yeni Düzen’in Hüseyin Ekmekçi’si Kıbrıs’a geçtiydi. Bu ayrılmaların nedenlerini merak etmedim diyemem. Hele “bana ne” hiç diyemem.
Oysa yeri geldi yazayım. Onu aşkın gazetenin, dört beş televizyonun yayın yaptığı KKTC’de artık mesleki yönden “büyük” diyeceğimiz “basın çalışanları” camiası da oluştu. Dolayısıyle bu meseleğe rekabet de geliverdi, reyting kuşkuları da. Değerlendirmelerle tasarruflar artık sadece gazetelerin yahut Tv. kanallarının kendi bünyelerinde kalmıyor, olağan yer değiştirmeler bile yorumlanıp yeni hesaplar yapılmasına neden oluyor. Oysa medyanın etik anlayışı ile yapısı hiç değişmemiş, böylesi olayları sanki hiç merak etmiyor, kendilerini hiç ilgelendirmiyor havalarında suskunluğa sararak özellikle gündem dışında tutuyor! O zaman da başlarından sinek uçsa “neden uçtu” diye sorup fıcırığını çıkaran medya kendi bünyesindeki “ne oluyor” sorusuna yanıt vermemenin tuhaflığına düşüyor..
Neyse biz gelelim Ergüçlü ile Ekmekçi’ye. Her iki refikimi iyi tanır veya tanımazdım. Hiç önemli değil. Emeklerini verip ekmeklerini kazanan basının iki önemli kişisiydiler. Bana göre de çalıştıkları gazetelerde başarılıydılar. Ayrıldılar. Hüseyin Ekmekçi’yi anlarım. Viran olası hanede evladı ayan varken tutun ki daha ehven nafaka derdi. Fakat Süleyman Ergüçlü neden ayrılmak zorunda bırakıldı? Bana ne diyemediğim bir düşüncede ola ki “haksızlığa” uğramıştır” tedirginliğiyle merak ederim. Tabi her iki arkadaşa da sonrası çalışmalarında başarılar temenni ederek.
***
Her üçünü de kaç kez yazdıktı hatırlamıyoruz. Fakat “Lokmacı kapısını açarsanız, ilk günlerin heyecanından doğan geliş gidişler görürsünüz, sonrasında durulur, yine eski hamam eski tasa dönülür dediğimizi hatırlarız. Oldu bile! Şimdi Arasta esnafı eskisinden beter olduk diyor. Oysa o kapı açılsın diye yıllardır mücadele ediyorlardı. Keşke o mücadeleyi ticaretin iç bölgeye yönelik iyileştirmesi için yapasalardı. Katkatının nasip kısmetini görürlerdi..
…Dome Otel’i çalışanların yönetimine bırakmak da akıl kârı değildi. Bir denemesi Mağusa Limanıydı dedikti. Çok gitmedi şimdi “kim kime dum duma Dome Karaman’a” yazılı pankartlarla, işten atılanlar otel önünde süresiz eylem yapıyorlar!
…İpsaro tepesinde alçıtaşı çıkartılacak haberini sütunumuza konu yaptığımızın üzerinden aylar geçti. Şimdi feryatları ayyuka yükseliyor. “Gitti bir doğa harikası daha” diyerek. O bölgeyi ve sarkıtları olan mağarayı iyi bilirim. Her ne kadar söylenenlerin aksine kurak çorak Mesarya ovasının bir parçası da olsa, yörenin alçıtaşına kurban edilmesi küçücük coğrafyada bir doğa parçasının daha tarumarı olacak. Ki asıl sorun işte bu “küçücük” dediğimiz coğrafyadır! Cicim bicim korunmalı ki bir yandan Güney’den gelecek Rum istilasına öte yandan kendi içimizden hareket edecek parasal çıkarından başka gözü hiçbir şeyleri görmeyenlere direnip “dur” desin. Eğer Kuzey’i gerçekten vatan yapmaya karar vermişsek tabi!