Cumhurbaşkanlığı sözcüsü Erçakıca 1 Temmuz görüşmesiyle ilgili açıklama yaparken “Bu Talat’ın inisyatifi ile gerçekleşen bir kurtarma operasyonuydu ve bu süreci kurtardı” dedi.
Artık bu tip “kurtarma ve kurtuluşların” esbab’ı mucibesini biliyoruz. Sn. Talat Hristofyas’la masaya oturur, adamın önerilerini kabul eder, Ankara’nın da onayını almışlığıyla “masadan kaçan taraf olmamak” hedefini bir tamam yerine getirir ve sonuçta denir ki “işler gıcır!”
…Şimdi “gıcır” olan işlere bakalım: 1 Temmuz’da Sn. Talat’ın Lozan Konferansında İsmet İnönü’yü hatırlatan büyük sabrı ile 1974’lerin kararlı Ecevit’i çağrışımlarında tutun ki İkinci Dünya Savaşını soğukkanlılığı ile çekip kopartanlardan birisi olan Çörçil karizmasında şekillenen büyük ve esnek politika becerisi Kıbrıs’ın çözüm sürecini kurtarmış ve tarihe 1 Temmuz Talat-Hristofyas destanı olarak kazınmıştır!
…Şimdi de tarihe kazınan bu destanı okuyalım: “Tek egemenlik ve tek yurttaşlık esasında federal bir Kıbrıs.” Ancak bu tek egemenlik başlıklı federasyon birisi Türk birisi Rum iki “eyaletten” oluşacak, yeterli değil, mesela Rum’un hakkı hukuku ne kadarsa Türk’ün de “siyasi eşitlik” denilen hakkı hukuku o kadar olacak.
HAYRET HRİSTOFYAS DA AYNİ DİLİ KONUŞUYOR: (Yoksa Talat mı Hristofyas’ın dilini?) Rum lidere göre tasavvur edilen federasyon şöyle olacak: “İki bölgeli iki kesimli iki eyalet. Eşit statü ve eşit yetkilere sahip. Ancak Devlet ve ekonomi birleşik olmalıdır. Bu da Federal Hükümet, merkezi hükümet ve merkezi federal anayasa tarafından sağlanacaktır. Federasyonlarda böyle olur ve bir gün bunu anlayacağımıza inanmak isterim…”
ANCAK: Hristofyas bir şey daha söylüyor: “Kıbrıs’ta iki devlet bulunmuyor. Çünkü zaten Kıbrıs Cumhuriyeti vardır. Dolayısıyle 1960’lardan beridir bir ortaklık söz konusudur. Biz bu ortaklığı yenileyip modernize edeceğiz…”
(Şimdi bir parantez açıp konumuzla ne kadar ilgili olduğuna aldırmadan “düşünmenin” ortaya çıkış şekillerine göre hangi kelimelerle değer bulduğuna bakalım: Zekâ, akıl, anlama, seziş, hayal, tasavvur, fikir.)
VE SORALIM: 1 Temmuz’da Sn. Talat’la Hristofyas arasında varılan yukarıdaki açıklamalar izdüşümündeki “anlaşmayı” hangi düşünme aktına koyarsınız? Dehşetli bir “zekâ” ürünü mü? Yoksa müthiş bir “akıl” sonucu mu? “Tasavvur” edilenlerle bütünleşen Annan planı “hayallerine” dayalı “düşüncenin” hayat bulması mı yoksa adada ancak böyle bir çözüm olur “sezgisinden” kaynaklanıp iki liderin basiretiyle alınan karar mı?
Ki ne Denktaş Makarios, Kleridis, Kibrianu, Vasiliu, Hristofyas başarabildiydi ne de 1963’lerden beridir BM’lere gelip giden Genel Sekreterleri. Ne de Ankara ile Atina! Ama işte Sn. Talat’la Hristofyas başardı, başarıyor! Neyi?
Hristofyas’ın “zaten Kıbrıs Cumhuriyeti vardır” dediğini! Kıbrıs’ta iki Devlet yoktur dediğini! Oluşturacağımız federasyonun 1960 anlaşmasının modernize edilmesidir dediğini.
Ki kaç zamandır ne diyorduk? Tüm adanın Devlet ve hükümeti olduğu iddiasında KC’ini elinde tutan Hristofyas’lı Rum’un şimdilerdeki amacı Kuzey’deki Türk eyaletinin bu Cumhuriyete duhul etmesidir… Kabul edildi mi? Edildi. Hayırlısı olsun! (Ancak daha bitmedi. Durun bakalım bir de bunun devamı olacak!)