|
Artık gazete “köşelerine” sığamıyoruz. Olanlarla sorunlar tufan gibi bastırıyor. “Hangisi daha önemlidir” tercihini yapamıyoruz çünkü hepsi önemli.
Tutun ki KKTC müthiş bir devinim içinde. Nerede hareket orada bereket! Acaba öyle mi ama? Gelin son iki üç güne sıkışmış şu olaylara bakalım, kararı siz verin.
GİTTİ GİDER DOĞA: Önce felâketi objektifinden patlayan karelerle gazetesinin orta sayfasına yansıtan Erol Uysal’ı tebrik ederim. “Nefis fotoğraflardı” diyeceğim, felâketin lafzına aykırı düşecek! Çünkü yansıttıkları taş ocaklarının Beşparmaklar’da açtığı bir daha asla kapanmayacak yaralardı! Ali Cansu da tam anlamına uygun başlık koymuştu: “Yüzyılın felâketi!”
Ve yeniden yazalım. Bu üç bin beş yüz kilometre karelik coğrafyada, birgün çözüm ahkâmları da söz konusu oldukta elimizde daha bir azının kalacağı topraklarda tutun ki bir karışlık yeri bile harcamaya hakkımız yoktur. Tek ağacına dokunsak elimiz yanmalı. Tek taşını oynatsak başımız yarılmalı. Oysa biz o ellerimizle o kalın kafalarımızla otuz yıldır Kuzey’i tarumar ediyoruz. Çarpık yapılaşmayla ekilebilir arazileri harcıyoruz. Yeşili doğruyoruz.
Yetmiyor, taştır, alçıdır, çakıldır derken koskoca Beşparmakları indiriyor, dümdüz ediyoruz! Yine yetmiyor bu kez İpsaro yöresine al atıyoruz. Bir doğa üzerinde yaşayanlarca ancak bu kadar kıyıma uğrar. Bu mudur geleceklere taşıyacağımız vatan? Zaten hiç inanç bırakmadılar ki sahip çıkılsın. Ki şimdilerde de KKTC’yi yıkacaklar eyalet yapacaklar ! Doğasını kim sorar!
SOYER NE DEDİ: Eroğlu’na cevap verirken ne dediyse güzel dedi. Tuttu devri iktidarlarında ulusal gelirle GSMH’yı nasıl yukarılara diktiklerini, kaç kilometre yol yaptıklarını, elektrik sorununu nasıl şöyle böyle aştıklarını, AB’ye Lefkoşa’da ofis açtırdıklarını hatta artık ülkede açık kalp ameliyatlarının bile yapıldığını, devlet gelirlerinin nasıl arttığını falan anlattı. Ve ekledi: Önümüzdeki dönemlerde hayat pahalılığı yüzde yirmilere çıkabilir!
Ve tabi ki kafamızı yeniden karıştırdı. Şöyle ki: Devlet büyürken hazine nasıl batar? Refah artarken hayat pahalılığı nasıl beterince dikilir? Ve tabi bir soru daha dürter kafaları: Devlet mi büyüyor tabası olan insanları mı? Çünkü bugüne kadar bildiğimiz ve kadersel dediğimiz süreçte her zaman Devlet küçük, insanlar büyüyüp gelişmekte; vakta ki insanlar da küçüldükte Devlet tümden iflas etmekte! (Bereket TC her devrede yetişip pompaladığı paralarla zevahiri kurtarmakta!)
Yani ya bu ülkede kalkındık büyüyoruz ki buna eş oranda Devlet de kalkınıp büyüyecek, yahut da hayat pahalılığı katmerlice geliyor müjdelerinde sosyo ekonomik krizlere hazır olmamız istenecek? Bu nasıl süreç böyle? Ki içinde eşel mobil olayı da var.
VE GELELİM EROĞLU CEPHESİNE: Her Allah’ın günü Sn. Soyer’i eleştirir, vur abalıya deriz. Tıs’ı çıkmaz, sitem ne kelime, sandalyesini çekip yamacımıza oturur tatlı sohbetlerde kahvelerimizi yudumlarız. Eroğlu’na ise ne zaman fiske kondursak, “benden ne istiyor” deyiverir? Öyleyse bir daha yazalım: Artık köşene çekil, devri iktidarında memleketi kamplara böldün, insanları yıktın viran ettin. Sayende CTP iktidara gelince. UBP ile muhalefete düştün onu da ufaladın. Ailen bile sana “artık köşene çekil karışma, karıştırma” dediği halde uslanmaz bir politika arsızlığında “ben ben” diyerek hatta bu kez de UBP’nin genel başkanı olduğu halde, “söyledikleri UBP’yi değil kendini bağlar” gibi çok garip bir laf ederek Ertuğruloğlu’nun peşine düştün…
Ne mi istiyoruz? Yıkma yarat! Yıpratma yaşat! Ve büyük ol. İnsanlarla uğraşma, memleketin yüce çıkarlarının yolu olsun yolun…
|