Siyaseti demokrasiye sarıp kurallaştırdılar. Önce çok partililik olacak, sonra seçim. En çok oyu alan iktidar, daha az alanlar muhalefet. İktidarın bir “başı” olacak Başbakan diyecekler. Kendisine verilen yetkilerle “Bakanlarını” seçecek Hükümeti oluşturacak. Ve de plan programı içinde başlayacak icraata. Başarılı olursa iktidar partisi olarak bir daha seçilecek. Olmazsa ilk seçimde gidecek.
ANCAK: Aradan da şu kadar yıl geçecek. Bu süre içinde Devlet hanesine “yanlışlar” da kazınacak “doğrular” da. Ve sorun işte bu aşamada başlayacak:
CTP gibi hükümetseniz önce partinin MYK’sına sorumlu olacaksınız. Sonra muhalefet dönemlerinde öne çıkmış partililere. Ki onlar “Bakanlık” mertebesinden üst kademe bürokratlarına kadar Devlet makanizmasının ana çarkları olacak. Başarılı olurlarsa ne alâ, olmazlarsa…
Başbakan’ın hem hakkı hem yetkisi var. Görevden de alır yenilerini de görevlendirir. Hayır ama. Eğer böylesi “iktidar” söz konusu ise Başbakan Soyer önce ortağı ÖRP’le kaimdir ancak Avcı ile ortak görüşte buluşursa başarısız olanları görevden alabilir. Kendi partisi içinde operasyona gidecekse bu kez de gücü, “değiştirilmesi” gerekenlerin gücünden daha büyük olmayı gerektirecektir. Olamıyorsa ve gücünü “görevdekilerin” desteği oranındaysa başarısızlığı sineye çekecektir… Şimdilerin CTP’si işte bu!
BU OLUNCA DA MİLLETİN KADERİ OLUR: Ve beklersiniz ki dört yıl geçsin, milletin kanıyla canına oturmuş “başarısızlıklar” bitsin! Tabi aradan geçen zaman içindeki kayıplar da hem milletin hem Devlet’in hanesine kazınır.
Siyasi durum bunun bir yansımasıysa sosyo ekonomik sorunlarla Devlet yönetme becerisi de bir diğer ispatıdır.
Nitekim şimdilerde tek yetkili görüşmeci niteliğiyle Sn. Talat’ın yüklendiği sorumluluk sıradan olay değildir. İki dudağı arasından çıkacak sözler de bağlayıcıdır halkı, kafasına göre vereceği kararlar da.
Pekala doğru kararların ve Kıbrıs Türk halkı çıkarlarının Cumhurbaşkanı olduğunu nereden bileceğiz? Hiç bilemeyeceğiz. Nitekim vakti zamanında kendileri de Sn. Denktaş’a ayni siyasi prespektiften bakıyor, ayni şüpheci tutumda muhalefet yapıyordu!
Eğer hâlâ Denktaş için ayni kanaati taşıyorsa değişmeyen görüşmecilik yetki ve sorumluluğunda bu kez de kendileri ayni değer yargısının muhatabıdırlar… Yani Denktaş için geçerli olan görüş bu kez Sn. Talat için aynisiyle geçerlidir…
SOSYO EKONOMİK SORUNLAR DA AYNİ: UBP’den yıkım devraldık demek klâsik Hükümet yakınmasıdır. Nitekim CTP gider bir başka siyasi parti iktidara gelirse ayni lafı söyleyecektir: “Yıkım devraldık!” (Üstelik gerçekten de gelecek olan yıkım devralacak!)
VE GELELİM SADEDE: Sn. Talat Hristofyas’a yenik düştü, “aldırmayın” diyor!
Sn. Başbakan Soyer ise sosyo ekonomik sorunların altında kaldı. Devleti mali krizlere soktu, hazineyi kurtarmak için plan programlarında olmayan ne varsa gündem yaptı, içbarışı tepeledi. İlk kez memlekette büyük halk kitleleriyle Hükümet o malum Bakanları sayesinde uzun süreli krizler yaratıcı kavgalara tutuştu. Artı, o malum Bakanlar doğanın kıyımından ekonominin sağlığına kadar ne varsa hepsini hasta etti. Ve hangi icraat söz konusu olsa şaibe ile töhmete düştü, hazine batırıldı… Fakat diyor Başbakan Soyer, “siz bunlara değil, yaptıklarımıza bakın!”
İŞTE BÜYÜK SORUN: Her gelen büyük işler yaptığına inanıyor. Üstelik vicdanları da rahat! Oysa yarın öbür gün 1974 Barış Harekâtı kutlamaları olacak, aradan otuz dört yıl geçti. Bu otuz dört yıla 1963 itibarıyla on bir yıl daha ekleyin, etti kırk beş yıl. Ve büyük başarılarla, rahat vicdanlara bakın: “Siyasi çözüm yok, umudu da yok! Ekonomi Rum’un Kuzey’de bıraktığı yüzde seksen oranındaki mülkü ile kaim dolayısıyle şaibeli ve alengirli, zaten yok! “Devlet” kabul görmedi, nasıl gidecek tezgâhında defteri dürülüyor, yerine cemaat esamesinde eyalet konması çalışmaları geliyor. AB’ye üyelik ancak Rum’a biat edersek, kurtuluş ancak Rum çoğunluk egemenliğine girersek söz konusu! Ve iktidarlar gelip gidiyor, yarım asırdır, “yaptık, ettik, eyledik, başardık” diyorlar!