Eğer bir hükümet halkın sikâyetlerini “moda” haline getirmişse ayvayı yedi demektir. Ki o şikâyetlerle tepkiler tutun ki kaçınılmaz olması gereken yeni düzenlemeyle belediyelerin birleştirilmesine bile eylemsel protestonun tokatını vurdu. Hem de “biz seçeceğiz, biz seçileceğiz, biz yöneteceğiz” diyerek! Mealini sorarsanız, “ey hükümet sen çekil, memleketi biz idare ederiz! Olmalı! Az biraz daha taşocaklarıyla yarısının yerle yeksan edildiği Beşparmaklar’a çıkıp “ihtilal hükümeti” de kuracaklar!
Tabi dikile dikile yoğunlaşan böylesi kitlesel tepkiler sapla samanı olumsuzluğa mıh çakarak karıştırıyorsa bu, Devlet’i yönetme iddiasındaki hükümetin halkı enayi yerine koymasının sonucudur.
NİTEKİM ÖZTOPRAK MİSALİ OLUYOR: Ne Diyorduk. Politikayı bilmeyenlerden politikacı olmaz. Bizde olur! Hem de nasıl. Bakanlık mertebesine kadar çıkmışlığın yetkisini kafalarındaki tasavvurları gerçekleştirmek için halkı araç olarak kullanmak hülyasında! CTP hükümeti oldukta ise sloganlarla şartlanmış kafalarını tutun ki sadece çözüme vurdukları siyasi ideolojilerinde değil, “halkı terbiye edip” kendi kalıpları içine sokmak kurgusunda.
Öyle de oldu muydu ulusal gelir on binleri, GSMH’la üç buçuk milyar dolarları orsa eder, yine halkın değerlendirmesinde lale devri yaşanıyor denirken, Devletin hazinesini batırırlar!
Sonra da “bugüne kadar biz verdik siz aldınız, bundan sonra siz verin biz alalım” diyerek ilan ettikleri mali krizin faturasını halka keserler, halk da isyanı oynar.
Ve tam bu arbedenin ortasında zamanı ve yeriymiş, tam da halk bunu bekliyormuş gibi bugüne kadar eğitimi grevlerden kurtarıp okulların açık kalmasını bile başaramayan Eğitim Bakanı Canan Öztoprak başını havaya diker ve der ki “Tam Gün eğitimde geri adım atmak yoktur!”
OKULLAR DÖKÜLÜYOR, BİLMİYOR: Önce yazalım ama: “Tam Güne” karşı olmam ne demek. Savunucusuyum. Ancak:
Bir yandan zamlar, ötede gitgide dikilen halk hoşnutsuzluğu. Ki artık Belediyelerin birleştirilmesine bile karşı çıkıyorlar. Ötede ise siyasi durumun açmaz ve bilinmezlikleri söz konusu. Oysa ve çok kısaca eğer Tam Güne geçilecekse kesinlikle halkın cebine saldırılacak. Velilerden Tam Günü desteklemeleri için yeni parasal katkılar beklenecek, bu nedenle yeni istihdamlar kaçınılmaz olacak. Okullar bir baştan bir başa parası bitti denilen bütçeyi zorlayarak yeniden düzenleme isteyecek… Bu gerçekler ayan beyan ortadayken; hangi sağlıklı kafa ile Tam Gün uygulaması yapacağız deniyor? Kaldı ki müjdesi verildi yeni ders yılına yine grevle başlanacak!
Öte yandan okulların ne hallerde oldukları biliniyor mu? Fakat hiç önemli değil. Şövalye ruhlu Bakan kafasına koydu “Tam Gün”e geçecek! Tuzu kuru Şht. Ertuğrul Okulu da misali yapılıyor! Desek ki bir de gel mesela Mağusa’daki getto okulları velileriyle tanış!
VE SORALIM: Aslında Başbakan Soyer’in sorması gerekir: Bu tam Gün için fizibilite raporu yapıldı mı? Parasal Faturalar çıkarıldı mı? Yeni istihdamlar sayıları tespit edildi mi? Öğretmenlerle bir mutabakata varıldı mı? Velilerle temasa geçilip toplantılar gerçekleştirildi mi, falan…
Yani bu Tam Gün dediğiniz hem velinin cebine hem Devletin bütçesine muhtaç! Oysa ne diyor Uzun? “Vallahi maaşlarınızı da ödeyemeyiz ha!” Ne diyor halk? “Yaktınız bizi!”
Oysa Eğitim Bakanı için “tam zamanı ve sırası oluyor Tam Gün uygulanması için!” (Başbakan’ı Allah acısın!)
Ve sırası geldi bunu da araya sıkıştıralım ki yabana gitmesin:
ÜNİVERSİTELERDE mezun olduktan sonra kalıp masterliği yapan öğrenciler vardır. Hem bir miktar para almakta hem de öğretmenlerin üniversitelerde çalışmalarına büyük katkıları olmakta. Bir süre önce Eğitim Bakanlığı işte bu tip öğrencilere yeme de yanında yat kabilinden Devlet Bursu bahşeder ki hem daha çok para hem de Üniversiteye katkı koymadan mesela öğretim görevlileri yanında çalışmadan, masterliklerine sadece öğrenim görerek devam etme fırsatı. Tutun ki yumurtlayan tavuğu kesmek! “Bizim öğrenciler” koşar gider, boş kalan yerlere İranlısı Afrikalısı müracaat eder. İşte öyle bir Eğitim Bakanlığı ve politikası… Halk niçin yollardadır anlatabildik mi?