Kendi içlerinde sağlayamadıkları “barışı” meydanlara kavgalı olarak yansıtanların çok minyatür de olsalar önce Kıbrıs Türk ve Rum halklarına, sonra dünya’ya nasıl yansıtacaklarını sormuyoruz.
Ancak yine gördük: 1 Eylül Dünya Barış Günü dolayısıyle öncesinde tanığı olduğumuz bu tip gösterilerin CTP patentli becerisi yine vardı. Yine çocuklar ve gençler meydanlardaydı. Yine “nasıl barış” diye sorgulamasını yapamayanlar liderlerinin peşinde tam destek yahut köstek oluş ayrılığında “yeter ki şenlik olsun” diye yollarda yürüdülerdi.
Ki barış adına kuyrukçusu oldukları o liderler hâlâ ağızlarını açıp da “eğer çözüm olacaksa iki kurucu Devlete dayalı olacaktır” diyemiyorlar, Rum’un “tek egemenlik” amacını sineye çekerek görüşmelerin namusunu kurtarmaya çalışıyorlar. Adına da “barış” diyorlar! Sevsinler bu cici barışı!
VE AYDINLIK YARINLAR HAREKETİ
Her zaman söylerim. Asıl sağduyu ile “sorun bilincine” varmış olanlar, dışımızdakilerdir. Bazan “sesli” bazan “sessiz” de olsalar onları hangi kez dinlemiş olsam hayıfla söylenirim: “Neden bu insanlarımız siyasi ve sosyo ekonomik iradenin dışındadırlar” diye. Ve itiraf edeyim. Kendimden utanırım. Kırık dökük hurda bilgilerle gözlemlere dayanarak mesela medyada işgal ettiğimiz yere bu insanlara karşılık ne kadar layığız düşüncesinde… Ne var ki hep öyle oluyor: İleri atılanlar her zaman önde ve muteber, geride kalıp akıl ve yürek paralayanlar her zaman suskun ve dışlanmış olmaktalar.
Bu nedenledir ki çoktan bin beş yüzleri orsa etmiş STÖ’lerinin eflasyonuna karşın “en azından” diyerek oluşuma itibar koyarım çünkü onlar da olmasa çok açık seçik yaşanıyor, bu millet siyasi iktidarların kulu kölesi durumuna sokulurlar.
GEÇEN HAFTA: Yeni bir STÖ’ü olmalı. Mağusa’da aralarında siyaset bilimcisi Dr. Salih Egemen’in de bulunduğu, başını Anıl Kaya’nın çektiği, doktorların, işadamlarının, tarım kesiminde çalışanların ve gençlerin oluşturduğu “Aydınlık Yarınlar Hareketi”nin bir toplantısına davetli olarak katıldıydım.
Yukarıda o “dışımızdakiler” dediğimce KKTC bünyesinde problem bilincine varmış dolayısıyle çözüm ve kurtuluş teşhisini de ortalara koymuş ne kadar çok insanımız olduğuna da yine şaşkınlıkla tanık oldum. Halkı ve hükümeti bircik bircik didikleyerek siyasi ve sosyo ekonomik konumu içinde değerlendiren bu “akıl izan” sahibi insanlar neden memleketin kaderini değiştiremiyorlar diye de yeniden sordum.
Ki dayanamayanlar, “belki değiştiririz” diyerek işte böylesi örgütlenmelere gidiyorlar. O toplantıda Siyasetin kurbanı olmuş toplumsal yapısallığın kusurlarından sosyo ekonomik açmazlara kadar her bir şeyler didiklendi. Görüp anladığımca hep şu hedefleniyor: “Hadi bize olanlar oldu, bari yarınları kurtaralım. Yetişmekte olan çocuklarımız, bizimdir dediğimiz Kuzey vatanı için.” Ve yürek sızılarını akılları ile harmanlayarak gittiler sorunların üzerine… Kanatim daha bir pekişti. Böylesi insanlarımız varsa “yarınlar” da vardır.