Farkındalık!
Aslında çok fazla söze de gerek kalmıyor, çoğu zaman.
Çünkü yurttaşın gündemi, değerlendirmesi, mesajları, notları, iletileri bizleri fazlasıyla düşündürmeye yetiyor!..
Kaçak-kayıtlı işçi
Bir “nüfus” sorunu yaşadığımız kesin!..
Evet, önemli bir değişimle “kayıt altına” alınıyor tüm çalışanlar, “ön izinle” geliyorlar adaya...
Ancak bu sefer de farklı sorunlar baş gösteriyor...
Yani, Kıbrıs’ın kuzeyindeki mevcut altyapı “az” geliyor “insan”a...
Bir örnek mi?
Hem de ne örnek...
‘İzinli’ çoban ve 13 çocuğu!
Elye’den İbrahim İpçiler isimli yurttaş aradı dün ve “Artık ipin ucu kaçtı” diyerek girdi söze...
“Elye’ye ön izinle çoban geldi! Ön izni var, çalışma izni var, tamam!. Ama yanında 12 çocuğunu getirdi, bir de eşi, tümü 14 kişi!.. Şimdi söyleyiniz hangi su, hangi elektrik, hangi altyapı baş eder böylesi bir nüfus aktarımına; hangi okul hangi hastane yeter...”
Elbette bu soruların yanıtını ‘nüfusu’ ve ‘altyapıyı’ planlayanlar vermelidir.
Eğer böyle bir plan varsa!..
Mesai!.. Ve “yalancı” biz!
Kamudaki ‘mesai’ kavramı ve deyim yerindeyse ‘laçkalık’ artık iyice kendini hissettiriyor.
En fazla da emekle, özveriyle, sorumlulukla çalışan insanlar mağdur oluyor bence; onca “kaytaran” arasında...
Tam bir “disiplinsizlik” var, ne yazık ki!..
Önceki gün ziyaretime gelen bir memur arkadaşımın söylediklerini yazmıştım, “Tam bir lale devri!.. Saat sekiz buçuktan önce kimsenin işe gittiği yok artık. Öğlen bir buçukta da herkes yola çıkmış oluyor. Zaten müdürler dokuzda geliyor. Anla işte!..”
Böyle demişti!..
Ve benzer şikayetlerden bunaldığımı anlatmış, “Biri yalandır desin” diye tamamlamıştım konuyu!..
Tahsin Kaya isimli okurumuz dün gördeği mesajla “yalandır” dedi...
...<<Cenk bey, devlet dairelerinin mesai saatleri hakkında yazdıklarınız için ben \"YALANDIR\" diyorum. Evet yalan ve yanlış yazıyorsunuz. İstersen yarın sabah sana geleyim ve saat 08.30 her hangi bir daireye gidip, bilhassa 2-3 memurun imzasını gerektiren bir evrak almaya çalışalım bakalım alabilirsek. Saat 9 değil 10\'dan önce gelen kaç müdür vardır? Hele bir de birbuçukta yola çıkmış oluyorlar diyorsunuz ya o külliyen yalan. Senin o dediğin saatte eve varmış oluyorlar hem de yemeklerini de yemişler duşlarını da almışlardır, benim gibi ihtiyarlamamış olanlar öğlen sefalarına başlamışlardır bile. Aksi durumda millet niye devlet işine girmek için seferber olsun; onca şikayet edip neden bırakmasın?”...>>
Ve tecavüz haberleri
Kayıt dışından kayıt içine, oradan da bir ‘insanlık suçu’na geçiyoruz!..
Tecavüze...
Bu iğrenç olaydaki zanlının “kayıtlı mı kayıtsız mı?” olduğu açıklanmadı ama!..
Tecavüzün medyada ve toplumda tartışılma modeli üzerine biraz kalem oynatmayı denedim.
“Tecavüz” gibi suçlarda, en ince ayrıntılarına kadar görüşülen iğrençliğin daha da “yayılmaması” için mahkemelerin “kapalı oturumda” görülmesini önererek..
Süreyya Çelmen Değer’den geldi mektup.... Ve tartışmaya katkı koydu.
<<... Sevgili Cenk Mutluyakalı, bu yazıyı bugünkü köşenizi okuduktan sonra yazıyorum. Kızgın, kırgın ve \"neden\" soru işaretleriyle iç içe... Diyorsunuz ki, tüylerimizi diken diken oluyor. Peki acaba biliyor musunuz ki bu tüylerinizi diken diken eden haber, tüm ayrıntılarıyla gazetelerde yer aldıkça tecavüzler o günlerde hızla artıyor. Basında yer almıyorlar sadece... Hayatımız o kadar bir belli gündemlere sıkıştı kaldı ki; bunun duyarlılığına aldırmıyoruz. Haberi yazmakla yazmak arasında fark olduğunu profesyonel bir gazeteci olarak siz benden daha iyi biliyorsunuz. Ama madem sizlerin de tüyleri diken diken oluyor, gazeteciler olarak siz neden tepki vermiyorsunuz? Sadece herşey arz-talep ilişkisi mi? O zaman herkes uyuşturucu satıcısı olsun bu ülkede nasıl olsa talep yüksek. Daha da artar belki diyerek. Nerde sosyal sorumluluk vicdanı? Gazeteciler Birliği hiç mi girişim yapamaz bu konuda? Geçtiğimiz gün Osman Kurt ile görüştük toplumsal cinsiyet eşitliği ile ilgili çalışmaların gazetecilerle devam etmesi için. Henüz bir gün saptayamadık ama siz de aciliyetini görüyorsunuz. Maalesef erkekler bu konuların çözümünü sadece kadınlardan bekliyor. Cenk Bey, ne olur sizden rica ediyorum; şunu sorgular mısınız, \"Kıbrıs halkı her konuda neden başkasının inisiyatif almasını bekliyor? Neden herkes inisiyatifi ele alıp çabasıyla orta yolda buluşup işbirliği yapmıyor?\"
İlk tecavüzün sorumlusu yapan kişiyse, diğerlerinde suç ortaklığı yapmak (kişisel olarak ne sizden ne de YeniDÜZEN gazetesinden bahsediyorum) basın mensuplarında hiç mi tüyleri diken diken etmiyor?
Sevgiler... >>
* * *
İşte böyle!..
Gelelim en başta söylediğimize...
Aslında çok fazla söyleyecek söz de kalmıyor!..