Nereye gidiyoruz!
Bir anket: GİRİŞİMCİLİK ANKETİ
Bu anket aslında KASIM 2007’de yapıldı.
“Nüfus” tartışması yeniden gündeme gelince ve kimi rakamlar konuşulunca “Bir de buna bakınız” dendi...
İş Kadınları Derneği için Prologue Danışmanlık Şirketi tarafından yaptırılan anket, aslında
“Girişimcilik” üzerine....
* * *
Gelelim anketin “nüfus”la ilintili yönüne...
500 kişilik ‘rasgele’ seçilmiş bir grupla konuşuldu.
Rapordan bir paragraf:
“Ankete katılanların 41.57'sinin anne veya babasından biri veya her ikisi de Kıbrıs dışında doğmuştur. Bu oran Kıbrıs’taki yerli nüfusun giderek azalmakta olduğunun bir göstergesidir.”
* * *
“Nüfus” tartışması bir süre daha gündemde yer tutmaya devam edecek.
Hem ‘gelen nüfus’un yaşadığı ‘insan hakları’ dramı, hem de Kıbrıs’a “siyasi” ve “sosyal” etkileri ile konu gündemden kolay kolay düşmeyecek.
Önemli olan kapsamlı bir planlama ile meseleyi ele almak...
Kapanamayacak ‘derin’ yaralar açılmadan, bilimsel toplantılarla bir “yol haritası” çıkarabilmek.
Avrupa’daki gelişmiş ülkeler hangi sistemi uyguluyorsa, kararlılıkla bunu gündeme getirebilmek.
Yoksa, Amerika’yı yeniden keşfedecek halimiz yok ki!..
Ama ‘tartışma’ gerçekten de ciddi...
Başımızı ‘kuma sokmamamız’ gerektiği kadar...
Çünkü...
Hem “ezilen” bir kesim var ortada...
Hem de ne yazık ki “aşağılanan”...
Ama tüm bunlar yaşanırken başta eğitim, sağlık ve çalışma yaşamı olmak üzere “altyapıyı çökerten” bir de gerçeklik var...
Suçlar ve kriminal olayları ele almıyorum hiç...
* * *
Devlet okullarında başlayan bir tartışma var şimdi.
Gerçekten ürkütüyor insanı...
“İyi öğrenciler-kötü öğrenciler” ayrımı yapılıyor, ne yazık ki...
Devlet okulları ‘getto’lara dönüşüyor...
Öğretmenler, kendi açılarından farklı gerekçelerle isyanlarda...
Öğrenciler “Türkiyeli ve Kıbrıslı” diye ayrılıyor...
Aslında ayrım ‘sınıfsal’ temelde...
Bir ortaokulumuzun ‘Okul Aile Birliği’ tarafından yapılan açıklamayı okuyorum dün...
Tam bir ‘dehşet’!
Okullarına bu yıl kayıt yaptıracak öğrencilere, bir yenisi eklenmiş, yeni bir ilkokul!..
Söz konusu ilkokul, Türkiye’den gelen nüfusun ağırlıklı olduğu bir köyümüz.
Ve ‘ortaokulun’ sakinleri, bu ‘yeni’ öğrencilerini İSTEMİYOR...
“Toplama kampı” benzetmesi yapıyor okul aile birliği yöneticisi, dünkü açıklamasında...
Düşünsenize, velileri temsil eden kişi “toplama kampı”na benzetiyor okulunu...
* * *
Korkmaya ve endişe etmeye başlamamız gerekiyor fazlasıyla.
Sadece ‘kamuoyu’ önünde tartışmak da yetmiyor...
Herkes ‘ötekini’ alt etme kültüründen kurtulmalı ve “çözümlere” yönelmeli artık...
Yoksa “hodri meydan” çekmekle işler düzelmiyor.
İçimizi ‘kemiriyor’ bu mesele...
Müzakere masasında ihtiyaç duyulan bu işte
Türk Maarif Koleji öğrencileri, nefis bir ödev hazırladı ve sonuçta bir ‘kitap’ haline geldi bu. Tarih öğretmenleri Ahmet Billuroğlu’nun yönetiminde, Kıbrıs tarihinin “ders kitaplarına” hapolmuş bilgileriyle yetinmeyerek, yaşamın içerisine indiler... Ve tarihimizi, birebir
kahramanlarından dinlediler... Böylece ortaya çıktı “Bellekten Süzülenler”, 50’lerden 70’lere biz sözlü tarih denemesi olarak.
Türk Maarif Koleji 11. sınıf GCE ve ÖSS grubu, bir büyüklerinden, 1974 öncesinde Kıbrıslı Rumlarla birlikte yaşadığı anıları dinledi, kayıt altına aldı.
149 öğrenci 157 anı dinledi.
O kadar içten, o kadar samimi ki anlatılanlar...
İşte gerçek tarihimiz de bu zaten...
* * *
Bodamya’da yaşanmış bir anı.
70 yaşındaki Ahmet Gürsel’den...
Huriye Gürsel araştırmış...
* * *
<<... 1983 yılında Lefkoşa kazasına bağlı Bodamya köyünde öğretmenlik yapmaktaydım. Bodamya köyünde, Rumlarla Türkler birlikte yaşamaktaydılar. Tükrlerin nüfusu Rumlardan biraz fazlaydı. Türklerle Rumların evleri yakın yakındı; yani ayrı bir Türk mahallesi, ayrı bir Rum mahallesi yoktu. Rumlarla Türklerin ilişkileri, 63 olayları başlamadan önce çok iyiydi. Rumlar Türk kahvesine, Türkler de Rum kahvesine gidip birlikte oturur, sohet eder, kağıt oyunu oynardı. Türklerin hepsi güzel Rumca konuşurdu. Rumların Türkçeleri güzel olmamakla birlikte onlar da Türkçe konuşabiliyorlardı. Olayların başlamasıyla, iki toplum arasında hissedilir derecede bir soğukluk başlamıştı. Birbirlerinden ayrı gruplar
oluşturmaya başlamışlardı. Adanın çeşitli yerlerinde Rum-Türk çatımaları devam ederken, köyde de iki taraf birbirlerine şüpheyle bakmaya başlamştı. Bodamya köyünde bazı fanatik Rumlar biz Türklerden rahatsız olduklarını iddia ederek, yakınaki Dali köyünden sürekli koruma isteyip, iki toplum arasını bozacak davranışlar içine girmişlerdi. Dali'de de çok az miktarda Türk yaşamaktaydı. Bir gün sabahleyin, Dali'de yaşayan bu Türklerden bazılarının ellerini bağlayarak ve zor kullanarak, Dali'den Bodamya'ya bir yürüyüş yaptılar. Niyetleri Bodamya'daki Türkleri korkutmak ve gerekirse bir çatışmaya girmekti. Dali Rumlarının bu hareketi, köyde bir panik yaşatmıştı. Biz Türkler önce konuyu kendi aramızda konuşup, olası bir saldırı ihtimalinde gereğinin yapılması için tedbir aldık. Daha sonra köyün papazı ve Rumların ileri gelenlerinden birkaç kişiyi alarak, Bodamya'nın dışında toplanan silahlı Rumların yanına gittik. Biz Bodamya Rumları ile konuyu tartıştık. Dali Rumları'nın Türkler'e silahlı saldırıda bulunması halinde, Türklerin kendilerini savunacaklarını ve her iki tarafta da çok büyük kayıplar verileceğini Rumlara anlattıık. Papaz, yanına birkaç Bodamyalı Rum alarak, Dali Rumlarıyla konuşmaya gitti. Papaz, Dalili Rumlarla köyde Rumlarla Türkler arasında ilişkilerin iyi olduğunu ve dönüp köylerine geri gitmelerini söyledi. Dalililer bu yaklaşımdan sonra, köylerine geri döndüler. Böylece olası bir çatışma önlenmiş oldu. Patalayacak bir kurşun, iki tarafın da büyük kayıplar vermesine neden olabilirdi. Allahdan, iki taraf da sağduyulu hareket etti ve bu çatışma önlenmiş oldu...>>
* * *
İşte şu anda görüşme masasında ihtiyaç duyduğumuz tam da...
Masa başındakiler ‘solcu’ olsa da, sağduyu!..
BİRAZ İZİN !..
Çok uzun bir çalışma döneminin, bayramsız ve çoğu zaman hafta sonu tatilsiz yüksek bir temponun ardından, bir süre YILLIK İZNİMİ kullanacağım. Bu nedenle yaklaşık 10 gün kadar sizlerle bu köşede buluşamayacağım. Hoşgörünüze teşekkür ederim. Sevgilerimle...
[ce_mu]