Medya ‘dördüncü kuvvet’ olacaksa!
Bakanlıklar ve hükümet… Ve belediyeler… Yani 'kamu'nun sahipliğindeki kurumlar…
Yani "kasa"sında her birimizin, birey olarak ve yurttaş olarak katkısı, söz hakkı, sorumluluğu olan kurumlar…
Kişilerin 'canlarının çektiğine' göre para harcayamazlar…
Medyaya yönelik devlet ilanlarının dağıtımına da aynı mantıkla bakmak, kaçınılmazdır.
Hükümet ve yerel yönetimler ve diğer kamu kurumları, medyaya yönelik ilan stratejisini "sever sevmez" mantığı üzerinde kuramaz…
Aslında, gerçek 'profesyonel' ticari ve özel kurumlar da yapmaz bunu…
Basın özgürlüğü önündeki en önemli engellerden biri, "ilan gücüyle içeriği satın alma" anlayışıdır çünkü…
Yani "beni överseniz reklam, eleştirirseniz size yok" mantığı kabul edilemez.
Böylesi bir mantık, ancak, işlerin "tamamen keyfilikle" yapıldığı ülkelerde olur…
Ha bizim ülkemizde öyle, diyorsanız…
Bu düzene alışmaktan başka çare kalmaz geriye…
* * *
Peki ama!..
Medyaya yönelik ‘ilan, reklam’ pastasında mevcut uygulamalara karşı çıkanlar, neyi savunuyor sizce?
"- Biz de isteriz"le sınırlı kalmıyor mu söylem?
Yani "sus payı" mı talep ediliyor acaba?
Eğer böyle değilse, devlet ilanlarının yerel yönetimler ve tüm kamu kurumları dahil bir "tüzüğe" ve "kriterlere" bağlanması için çaba harcanması şart değil mi?.
Nasıl ki bir müteahhit 'kaçak' işçi çalıştırır, "çalışanının sigorta ve vergisini ödemezse"; gerekli makine ve teknoloji alt yapısı ile işçi, uzman sayısını bünyesinde barındırmazsa ve ilgili yasalara uymazsa ihalelere katılamaz…
Tüm bu kriterler "medya" için de gerekli değil mi?
Yani "işçisi, uzmanı, çalışanı" olmayan, "vergisini, sigorta yatırımını" yapmayan müteahhide ihale vermeyen devlet; aynı koşullardaki "medya"ya nasıl hiçbir "kriter" olmadan "kaynak"
aktarabiliyor. Ya da yurttaşın vergileriyle ayakta duran bir "yerel yönetim" nasıl yapabiliyor bunu?
"Basın Iş Yasası" diye bir yasayı kendi geçiren ve bununla övünen hükümet; daha sonra iş "ilan dağıtmaya" gelince, yasayı uygulamayanı nasıl "ödüllendiriyor" peki?…
'Medya'da kurumsal ve profesyonel çalışmanın hiç mi önemi yok?
Her yıl yüzlerde iletişim mezunu 'işsizliğe' yelken açarken
'istihdam'ı teşvik etmenin hiç mi gereği yok?
* * *
YeniDüZEN, iki katından daha fazla sattığı gazetelerin "yarısı" kadar dahi reklam almıyor
devletten!..
Ama sadece bu yıl, 20 milyarın üzerinde vergi ödüyor mesela…
Kıbrıs Türk medyasında 'en fazla gazeteci'ye istihdam olanağı yaratan iki gazeteden biridir, YeniDüZEN…
Tek bir kuruş borcu olmadığı gibi kamu kurumlarına; tek bir kuruş 'yatırım' eksiği de yoktur… Tek bir 'kayıtsız' ya da 'sözleşmesiz' personel bulamazsınız…
Ve ilk günden taahhüt etmiştir "Basın İş Yasası"nı uygulamayı…
Ama galiba bunların çok fazla bir önemi yoktur ha!..
* * *
Mesela Lefkoşa Belediyesi, tam sayfa ilana boğdu, tüm gazeteleri..
YeniDüZEN'i dışarıda bıraktı…
Şimdi biz, "Kolaysa Cemal Bulutoğluları'nı eleştirsinler de görelim" mi demeliyiz?
Yani "reklam"ın gazete patronlarına yönelik bir "satın alma" aracı olarak kullanıldığını mı anlatmalıyız acaba?
Ve "bize de reklam versin, o zaman susalım" temelinden mi asılmalıyız meseleye!..
Ya da boy boy 'turizm' ilanlarından bir tekini sayfalarımızda yayınlamadık diye, tüm diğerlerine 'ÖRP'nin satın aldıkları' muamelesi mi yapmalıyız?
* * *
Hayır!..
Biz 'kriter' istiyor, kamu ilanlarının dağıtımının bir 'tüzük'le yapılmasını talep ediyoruz.
Samimiyetle bunu talep eden 'temiz gazetecilik, dürüst ve ahlaklı medya' hedefindeki tüm yöneticilere de sesleniyoruz buradan:
Hükümet ve yerel yönetimler ve tüm kamu kurumları ölçülebilir kriterler ile hareket etmelidir…
Eğer bu anlayış hayat bulursa, iktidara kim gelmiş, kim gitmiş fark etmeyecektir…
Medya da "kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez" baskısından kurtulacak, çok daha 'özgür' yayıncılık yapacak, hiçbir "iktidar" döneminde de "adaletsizliğe" mahkum edilmeyecektir…
Medya 'dördüncü güç' olacaktır, gerçekten…
Eğer 'kurumsal' olmayı da başarabilirse…
Aysergi ve Ezgi!
Yeni Boğaziçi Belediyesi’ni, başkanları Cemal Biren başta olmak üzere yürekten kutluyorum öncelikle...
Herhalde, tüm Kıbrıs’ın en güzel ve geniş festival, panayır alanını yarattılar.
Gazeteci dostum Osman (Kurt) sordu, “Nasıl başardılar da bu alanı kimseye
kaptırmadılar...”
Yani beton yığınlarına, villa ve apartmanlara kaptırmadan, kocaman bir park, yeşil alan ve oyun alanı yaratmak, bu zamanda kolay değil...
Güzel de ağaçlandırma yapılmış.
Tek sorun, araç park düzenlemesi ve park yeriyle ilgili sanırım...
Böylesi güzel bir alanda, 1. Yeni Boğaziçi (Aysergi) Festivali de başlamış.
Dünyanın dört bir yanından gelen sanatçılarla birlikte, bir de uluslararası karikatür sergisi..
* * *
“Ezginin Günlüğü” konserine gittik, önceki akşam.
Biraz “panayır” havasında olunca festival, -ki bu panayır havasını da yadırgamadım, Kıbrıslı’nın karakterine güzel hitap etti, bence sürmeli- “Ezginin Günlüğü” buraya “ağır” gelmiş.
Tabii, yılların grubu hak ettiği izleyici kitlesini bulamadı.
Böylesi konserler, Mağusa Festivali konseptinde çok daha anlamlı ve uygun.
Salamis’teki “Ezginin Günlüğü” konserinde yaşamıştık bunu zaten...
Yani, bir “panayır” havasındaki bu tür festivallerde, sanatçı ya da grup tercihleri daha farklı olmalı bence...
* * *
Ezginin Günlüğü, her zamanki gibi...
Nefis çaldılar, nefis söylediler...
Bu akşam da Muammer Ketencoğlu var, Yeni Boğaziçi’nde...
Yine izlemeye değer doğrusu...