Sırbistan'ın bir eyaleti olan Kosova, 1999 yılında yaşanan savaştan bu yana BM yönetiminde. Düşünebiliyor musunuz, aradan sadece 9 yıl geçti ve bağımsızlıklarını ilan etmenin eşiğindeler.
Peki, Kıbrıs’ta durum ne ?
1974 Barış Harekatından bu yana tam 34 yıl, 15 Kasım 1983, KKTC’nin kuruluşundan ve bağımsızlığımızı ilan edişimizden bu yana da tam 25 yıl geçti. Bir çeyrek asırdır, “Birleşik Kıbrıs” hayaliyle, boş umutlarla, oyalandığımız ve bağımsızlığımızın tanınması mücadelesinde, sessizleştirilip, güçsüzleştirildiğimizin de farkındayız sanırım. Maalesef bugüne kadar tanınma konusunda, hiç de “talepkar” olmadık. Tanımak isteyenlere bile “aman sizi de dünya karşısına almasın, tanımayın” dercesine kendi çözümsüzlüğümüzü biraz da kendimiz yarattık. “Oysa tanınmak için, tanınmayı talep etmek gerekmez mi?”
Basını yakından takip edenler iyi bilir ki, dünyada kaç kişi lehimizde yorum yapıyor ama KKTC yetkililerinden, KKTC’nin tanınması ile ilgili, bir yorum yok
Rusya Devlet Başkanı Putin, (tarih hesaplamasında biraz hata yapsa da) “40 yıldır bağımsızlığını ilan eden KKTC’yi niye tanımıyorsunuz” diye AB’ye sordu. Hatta ben öyle anlıyorum ki; AB, Kosova’nın bağımsızlığını tanırsa, Rusya, belki de, KKTC’yi ilk tanıyacak ülke olacaktır. Esasta, AB’ye tehdit gibi görünse de aldığım mesaj bu.
Umarım, KKTC Dışişleri Bakanlığı, şimdi hemen harekete geçer. Bu tarihi fırsatı da değerlendirip “tanınmayı açıkca talep” eder.
Kosova, öyle ya da böyle, bağımsızlığını bugün yarın ilan edecektir. Geriye bizim çeyrek asır önce ilan ettiğimiz bağımsızlığımızın tanınması kalır.
Güney, varsın Kosova-KKTC endişesiyle yatıp kalksın. Üstelik sadece Papadopulos değil, bizim taraftan da bazı kesimlerden gelen yorumlar “Kosova ve KKTC’nin farkı varmış, ikisi ayni şey değilmiş, Kosova, emsal teşkil etmezmiş” gibi yorumlar yapıyorlar.
Bir anlamda doğru. Çünkü, KKTC bağımsızlığını çoktan ilan etti. Ama tanınmayan bir bağımsızlık var. KKTC’nin BM nezdinde, Kosova’dan da önce gelen bir “öncelik hakkı” olmalıydı. Kosova görüşmeleri bu noktaya gelmişken, BM’den, Güvenlik Konseyinden sıcağı sıcağına, bizim için de bir oturum yapması için çağrıda bulunmalıyız.
Önemli olan haklılığımızı seslendirebilmek, istemek ve gereğini yapmak değil mi ?
Olayları mantık süzgecinden geçirmemiz gerekir.
Nedense, sadece Rusya, bizi Kosova’yla bu kadar yakın kıyaslayabilmiş. Rusya Başbakan Birinci Yardımcısı Sergey İvanov, Kosova'nın bağımsızlığının tanınmasının, gelecekte KKTC'nin de tanınması zorunluluğunu beraberinde getireceğini söylemesi, dikkatleri daha da fazla KKTC üzerine çekmişti. Tabii son noktayı, Putin koydu. Endişesi, Kosova’nın tanınması olsa da bizim için tam da yerinde oldu. Rumlar elbette bu durumdan daha da huzursuz olacak.
Çünkü bu durum, Kuzey Kıbrıs'ın tanınması zorunluluğunu da beraberinde getirecektir.
Kosova’lılar bugün çok mutlu ve sevinçli.
Kosova Başbakanı Haşim Taçi, Sırbistan'dan bağımsızlıklarını ilan eder etmez yaklaşık 100 ülkenin bağımsız Kosova devletini hemen tanıyacağını, üstelik "güçlü ve yaygın bir şekilde tanınacaklarını" açıkladı.
Rusya, Kosova’nın tanınmasına karşı ama ABD, Kosova'nın Rusya'nın muhalefetine rağmen uluslararası destekle bağımsızlığa doğru ilerleyebilmesi gerektiğini bildirmesiyle Kosova, her gün bağımsızlıklarının ilanına biraz daha yaklaştı.
Kosova’lıların bugünkü heyecanlarını ve mutluluklarını kıskanmamak ne mümkün? Nicedir, hiç bir bayramı şölenleştirip, umut dolu kutlayamayan bir KKTC halkı olarak, elbette kıskanıyoruz, tanınmayı hakediyoruz diye bekliyoruz ve hakkımızda en son konuşması gerekenlerin, kararlarıyla da karanlığa sürüklenmeye devam ediyoruz. Daha şimdiden binlerce basın mensubu Kosova’nın yolunu tuttu.
Bağımsızlık ilanının ardından, 100 bin kişinin Priştine'nin merkez meydanını doldurması bekleniyor. Hükümet de, 3 hafta sürmesi beklenen halka açık kutlamalar için 1 milyon euro bütçe ayırdı. Batı, Kosova konusunda batılılığını göstermeye hazırlanıyor.
Bize gelince, o batı yani “yalan vaadlerin sahibi, AB”, tek yanlı içlerine aldıkları “Annan Planına hayır diyen Kıbrıs Rum kesimini” ödüllendirmeye ve “evet diyen, KKTC halkını” da izlolasyonları kaldırmayıp cezalandırmaya devam ediyor.
AB, işte bu “ikiyüzlülük” özelliğiyle, KKTC’ye referendum öncesi vermiş olduğu ve tutmadığı sözlerden dolayı, “çifte standartlar uygulama birliği” olarak hafızalarımızda yer almaya devam edecek..
O halde gerçeklerimizden yola çıkarak, nereden nereye geldiğimizi ve nereye gideceğimize hep birlikte karar verirsek ve tanınmayı talep etme cesaretini gösterirsek ancak başarabiliriz.
Şimdi, ayrı bağımsız bir devlet olmak, kimleri niye rahatsız ediyor?
Evet, 1970’li yıllarda henüz toplumduk ve o yıllarda elbette “iki toplumlu federasyondan” bahsediyorduk, çünkü bu tez o yıllar için geçerli idi.
Ama bugün artık toplum değiliz, “halkız”. Hala, iki toplumlu federasyonu savunmak doğru mu?
Artık “çeyrek asırlık egemen bir devlet” var. Masaya eğer bu statüde oturmaz isek, o masadan bize giydirilecek bir statüyle kalkarız ancak. Bu mücadeleyi nasıl vereceğiz?
KKTC’nin bütün kurumları ve sivil toplum örgütleri, bütün makamları, başta Cumhurbaşkanı, başbakanı, iktidarı-muhalefeti ve halkı, hepimizin, şu an sahip olduğumuz, kendi statümüze saygı duyarak ve devletimize sarılarak eşitliğimizi asla çiğnetmeden, kararlı bir duruş sergilersek eğer başarabiliriz. Haklarımızı çok güçlü bir şekilde, söke söke almanın tek yolu budur.
Ülkemizi seviyorsak, 1958’lerde 1960’larda, nasıl kenetlenebilmişsek, bugün de öyle kenetlenmeliyiz. Kosova’nın 9 yılda başardığını, biz 25 yılda başaramamışsak kendimizde de aramamız ve düzeltmemiz gereken yanlışlar olmalı.
Aksi halde, kendi içimizdeki kopukluk, bizim dünya ile olan kopukluğumuzu daha da pekiştirecektir.