Öyle bir süreçteyiz ki;
Birlerinin gittiği yerlerden geriye dönmesi yani kendine dönmesi lazım.
Bazıları, hesapsız devinimleriyle inceldiği yerden kopmasına izin verdiği şeyleri yeniden bağlamak zorundadırlar.
Tamiri mümkün olmayan hataları, anastezik cümlelerle yatıştıramazsınız.
Ve bazılarının anastezik etki yapan konuşmaları ve yazılarıyla dahi uyuşturamadığı gibi.
Elinden iş gelenleri dahi, hem anahtarını hem de anahtarsız kapısını açmaya yarayan aletini de kaybeden çilingir haline getirdirler..
Hala geçmişin tozlarını üflüyoruz ve geleceğin paslarını soluyoruz sanki..
Ne eziyetlerle, ne mücadelelerle, kurduğumuz ve onunla yoktan yeniden var olduğumuz, devletimizi bile, “içinde dayanıklılığımızın ölçüldüğü bir laboratuvara” dönüştürdüler.
Bilgi ve beceriye dayanmayan “kişisel kurallar” sistemi içinde cımbızla adam seçip, “yandaş, gardaş, yağcıdaş, partilidaş, rüşvetdaş, ihaledaş gibi adlandırılıp “rant hissedarları” belirlenmiş, geriye kalanlar da sabırdaş” olarak tarihe adını yazdırmaya ant içmiş gibi isyanlarıyla mücadeleye devam ediyor.
Sabır üretip yeniden sabretmeye başlıyoruz.
Çelişkiler çatışması ortasında kalmış gibiyiz.
Kendi iç dökümümüzden kaçıyoruz sanki.
Sanki bizi birbirimizden ayırıp mühürleyenler var. Parçalandıkça parçalanıyoruz ve birileri bıraktığı yerden bu parçalanan halimizi basamak yapıp devam ediyor.
Birbirimizin, birbirimize olan ihaneti çok mu tesadüftü, yoksa ?
Öyle insanlar olduk ki ; birbirimizi gözlerimizle bile kurşuna dizer gibiyiz.
Bütün ortak hayallerimizi, ortak düşüncelerimizi ve ortak hedeflerimizi bir torbaya asmış, sadece ona hedef alır gibiyiz.
Ateş ettiğimiz, saldırdığımız, yaraladığımız o torba aslında bizim geleceğimiz.
Kıbrıs Türk Halkı kendi ıssızlığında ama dışındaki dünyanın kalabalığında “sığıntılaştıkça” kendi kabuğuna sığınıyor. Yutkuna yutkuna bakınıyor..Hepsi de kendi içimizden insanlardı, Bizi hep saatlik düşler kurar gibi yönettiler.
Başta yolsuzluklara ve haksızlıklara isyanlarımızı, pul istemeyen, adres yazılmayan zarflarla postaladık yüreklerimizden..
Kendi şehirlerimizi, kendi topraklarımızı, kendi vatanımızı bile doya doya yaşayamadık. Sonbaharda rüzgarla dağılacak yaprak dahi kalmadı.
Hangi günde uyanıp, hangi günde uyuduğumuzun farkında olmadığımız günler yaşadık.
Yıllardır, “dönüşümlü hırsızlar ve yolsuzlar” dizisini seyreden ve ilgilileri sürekli uyaran ama bir sonuç alamayan, bıkkınlık geçiren izleyicileriz.
Değiştirip, değişeceklerini ilan edenler, bugün kendi yayınlarıyla “ayni” dizileri bize oynatmaya devam ediyorlar. Geçmişte yaşananlarla ve günümüzde hala yaşatılanlar sayesinde, oluşan inançsızlığımız elbette dupdururken oluşmadı. Hayret etmemek ne mümkün, inançlarımızı silahıyla, baskısıyla yıkamayan düşmanlar olmasına rağmen yönetimiyle inançlarımızı yıkanlar kendi içimizdeki insanlar oldu.
Bizlerse ısrarla, “beyaz sayfaları” da göreceğimiz günleri bekliyoruz...
Ülkeyi sadece “aklı, bilgisi ve yüreği” ile yönetecek etiğe saygılı, yeni yüzler de göreceğiz diye umuyoruz.
Onca yıkılmışlığa rağmen; Çalışkan, ciddi ve bilgi donanımlı yeni yüzler önünde, koltuk ve menfaat hırslarıyla barikat kurmuş duranlara rağmen;
Yeşeren fidanları acımadan koparanlara rağmen;
Göz ucuyla bakılsalar da zaman zaman,
Konuştukları ve yazdıklarıyla suçlansalar bile,
Yanlışa alkış tutmadılar diye dışlansalar da,
Korudukları onurlarıyla, yılmadan mücadeleye devam edenler var.
Çünkü onlar her zaman, “önce vatan”, “önce insan”, “önce hak ve adalet”, diyenlerdir. Bu toplum bazılarının beklediği gibi, tepkisiz ve duyarsız kalmayacaktır. Bir gün hak, hukuk ve adalatin de zaferleri olacak.
Umarım “uyandığımızda bizi yıllarca uyutanlar gitmiş olur.”
Umudunuzu hiçbir zaman kaybetmeyin. Çünkü; Hırsla, doyumsuzlukla makam için kavga edenler, çoktan zaten kaybettiler. Dalından koparılsa da birçok fidan, aradan çıkan yeni fidanlar olsun yeşerecek.
Ve bu güzel ülkeyi işte o fidanlar yeşertecek.
Yüreğinizdeki gibi güzel ve aydınlık bir Pazar dilerim hepinize...