Dünyadaki diğer ülkelerden, bizi ayıran en önemli özelliklerden biri de kültürümüzdür.
Biz çok farklıyız. Aslında bambaşkayız.
Davranışlarımıza kadar yansıyan, kendi yaşam tarzımıza göre uyguladığımız bir uslubumuz var. Olaylara tepki koyuşumuz bile bambaşka.
Biraz adalı insan olmanın, biraz da keyfe düşkün olmamızın farklılığıyla hareket ediyoruz çoğu zaman.
Birçok kültürümüz de birçok etkenden dolayı , yaşadığımız olaylar sonucunda yara aldı.
Kültürel zenginliklerimize bile zaman zaman sahip çıkamadık.
O, Kıbrıs Türk insanının, cana yakın ve misafirperver hali bile bugün sadece köylerimize has bir özellik olarak kendini göstermektedir.
Eskiden “tasarrufa ve emeğe” saygılı olan bir ekonomi kültürümüz vardı. Bu bilinç gelecek nesillere de taa ilkokullarda bile aktarılarak öğretilirdi..
Bugünse tamamen savuganlık ve maddiyata dayalı bir ekonomik kültürümüz olduğu için ekonomi de darmadağın olmuş vaziyette.
Üstelik bugün, sadece maaş ve ücretlere bağlı bir “ekonomi kültürüne” sahibiz.
Oysa ekonomik kültür sadece bundan ibaret mi?
En iyi yaşam şeklini yakalamak için daha fazla emek sarfetmek ve daha fazla üretmek şarttır.
Devlet, hem “devlet baba”, hem de “devlet ana” olamaz.
Konuyla ilgili olarak ülkemizde yaşayan uzmanların ekonomistlerin bu büyük soruna bir çare bulmaları artık kaçınılmaz olmuştur.
Devlet kapısı, ucsuz bucaksız hazine dolu bir kapı değildir. Herkese işveren konumunda olmak zorunda da değildir.
Devlet sadece bir çatıdır. Kurumlarıyla toplumu içinde barındıran bir yapıdır. Elbette onlar için bir güvencedir.
Önemli olan bir “doğrular kültürü” geliştirmektir. Yani doğru insana doğru iş, doğru zamanda doğru yerde, doğru teşhis, doğru karar, doğru harcamalar, doğru hedef ve bunların olabilirliliğini sağlayacak doğru sistemi oluşturmak gerekir.
Yıllardır sürdürülen “ Devlet versin” anlayışını artık aşmak ve “ Devlet kazansın” anlayışını yerleştirmek lazım. (Devlet kazanırsa, hepimiz kazanacağız) Hiç bir şekilde üretim olmadan, gelir ve refahın da olmayacağını bilmeliyiz.
Yerli yatırımcımıza, yerli sanayicimize, sınırsız destek sağlamalıyız. Onların kalkınması, onların güçlü hale gelmesi zaten devlet için oluşan birçok sorunun da çözümüne katkı koyacaktır. İstihdamdan, üretime ve en fazla da milli gelire katkı koyacak olan özel sektörün sorunlarına bir an önce el atılmalı.
İyi bir yaşam herşeyden önce inanç , elbirliği ve gönül birliği gerektirir. Huzura giden yol için bir zincir oluşturmalı ve gerçekten, çok ter akıtmalıyız.
İçinde bulunduğumuz çağın yeniliklerini ve fırsatlarını da kullanarak yapılabilecek ne varsa ortaya koymalı ve “her ay sıkıntı yaşayan ve psikolojik dengeleri alt üst olan bir toplum” değil, geleceğinden endişe etmeyen bugününü huzur içinde geçiren bir toplum olmamızı sağlamalıyız.
Dünyada nufüs bakımından büyük birçok devletin bazı uygulamalar için seçtikleri bir pilot bölge kadar nüfusa sahibiz.. .
Zorlukları başarmak öyle zor olmasa gerek. Yeter ki niyet ve istek olsun .
Hele de ekonomi için en başta tasarruf olsun.