Dün yayınlanan yazımda “insan” başlığıyla nasıl olmalıyız diye içimden geldiğince anlatmıştım.
Birçok okurdan ve o yazıdaki satıları yüreklerinde hissedenlerden, çok telefon aldım.
Diyorlardı ki “ güzel yazdın, doğru yazdın ama insanlarımız öyle düşünüp öyle davranmış olsaydı, bugün ülkemizde bu kadar vatandaş “kanser” ya da “kalp hastası” olup çıkmazdı.” Doğru !
Ülkemizde birçok insan yaşadığı çaresizlikten, sorunlarına bulamadığı çözümlerden, ulaşamadığı makamlardan, uğradığı haksızlıklardan ve kahırdan ölüyor....
Gerçekten sistemdeki karmaşadan, nasibini sonuçta yine halk alıyor.
Ben de zaten herşeyden önce “kişilikte devrim yapmalıyız” diye başlamıştım sözlerime. Zihniyetler değişmeden, neyi değiştirebiliriz ki?
“Kendi kendini, yiyip tüketen insanlar, olmayalım” diyordum kısaca.
Kucaklaşmak, paylaşmak, birlikte el uzatmak varken kavga niye diyordum..
Önce kendi kendimizle uzlaşalım, sonra yabancıya el uzatalım..
Neden ? Çünkü insan bilinçlidir, toplumsaldır, içgüdü ve amaçları vardır. İnsanın toplumsal bir varlık olması nedeniyle de diğerleriyle ilişkide olması kaçınılmazdır.
İnsanın varoluşu ayni zamanda, varoluş kavgası ve kaygısını da ortaya çıkarır..Bireyin itici gücü de bence esas bundan kaynaklanır.
Nietzche ne demişti? “Kolay mı yaşamak istiyorsunuz, sürüye katılın”
Ama zor olan, insana birşeyler katandır. Bu bilinçle erdemli olmak için değer yargılarımızla var olmalıyız. Alışkanlıklarını degiştirme gücüne sahip olabilmek önemli
İnsanı insan yapan özellikler, her ne kadar da kişiden kişiye farklı olsa da, sonuçta “insan” bugün aranır hale gelmiştir.
Yaşamın en rahatsız edici yanıdır sebep olduğu kayıplar... İnsan olmak aslında aklın içgüdülere ne kadar sahip olduğunun farkında olmaktır biraz da
Hayat, bile hiyerarşi basamaklarından ibarettir ve o basamaklarda tek somut olan şey insanın varlığıdır. Dinamik yapıya sahip ve her saniye değişen “insanın.
Ama herşeye rağmen, “İnsan asla acabalar içinde zaman kaybetmemeli”...
Direk yaşamalı ..Doğrudan sorularıyla, cevaplar aramalı hayatta..
Sorulmasanız da sormalısınız varsa sorularınız...Kişiyi sizde değerli kılan aslında ona yüklediğiniz anlamdır. Ayrıca size hisettirdiği duygularda gizlidir.
Bazen hiç konuşmadan zamanı paylaşmak bile işe yarıyor.
Ya da birkaç dakikalığına hiç bir şey düşünmeyen, konuşmayan, fikri olmayan, tecrübesi olmayan bir insan oluverin ve karşınızdakini bütün dikkatinizle dinlemeyi deneyin. Konuşma zorunluluğundan da kurtarın kendinizi.. Görüntülerin ve seslerin çok ötesinde olduğunuzu farkedeceksiniz.
Kısacası insan yeri geldi konuşmalı ama yeri geldi mi de susmalı..
Ve insan, insanca yaşamalı ve insanca yaşatmalı ...
Hatta gerektiğinde bazen aptal bile olmalı insan...
Özledi mi sokaklara düşmeli, dağı taşı dolaşmalı...
Çantasına sevgi doldurup dağıtmaya çıkmalı insan..
Bayramlarda değil sadece, her gün insanı hatırlamalı insan...
Bu kadar hırsın, kavganın ve çıkar zihniyetinin arasında sıkışan, geri itilen, gözden kaybolan ve dışlanan “insan” olmayı kabullenmemektir...
Çünkü, insanın değerini ve itibarını yüceltmek en büyük amacımız olmalı.
Onu diğer canlılardan ayıran özellikleriyle, duygularını, hayallerini, umutlarını, değerini bilmeli ve O’na, ona göre davranmalı
Hayatı kendi kendinize tanımladınız mı hiç?
İçinizdeki sessizliğin sesine kulak verdiniz mi hiç?
Hayat, aslında bir anlamda “kendini tanıma yolculuğudur”.
Kromozonun ayrışmasıyla başlayan ve gelişen daha sonra da nedenleriyle sebeplerin araştırıldığı ve ayrıştırıldığı incelenme sürecine kadar geçen sırların keşfedilmek için sırasını beklediği süreçten ibarettir hayat...
Önce kendini bilmeli insan,
Keşfedilmeyi beklerken, keşfetmeli de insan..
Çünkü;
İnsanı tanımak değil, insanı anlamak önemli !