Süreci Selamlayan Selamlayana
Eskiden “selam” merhaba anlamındaydı, ama günümüzde “onaylamak, saygı duymak ya da kolay gelsin” gibi anlamlar da vermeye başladı.
Bu anlamdaki selamı ilk Cumhurbaşkanımız Talat kullanmıştı hatırladığım kadariyle.
Kosova’nın bağımsızlığını selamlamıştı...
“Kutlayabilirdi” de ama selamlamayı tercih etmişti.
Şimdi bakıyoruz ki bu söylem yaygınlaşıyor.
Dora Bakoyanni, “Kıbrıs’taki liderlerin, Kıbrıslı Türkler ve Rumlar’ın temel hakları ile çıkarlarını koruma hedefli, karşılılı olarak kabul görmüş bir çözüme ulaşmak için aldıkları müzakerelere başlama kararını selamladığını” bildirdi.
İngiltere’nin, Avrupa İşleri Bakanı Jim Murphy de liderlerin dün yaptığı ortak açıklamayı selamladığını ve çözümü desteklediğini söyledi.
Avustralya’dan da 3 Eylül görüşmesi kararına selam geldi.
Tabii bu arada, İngiltere Kıbrıslı Rumların taraftarı haline geldi diyor Cumhurbaşkanımız.
Bu selamın hayrı nerede o zaman ? İleriki günlerde hep birlikte göreceğiz.
Egemen Bağış diyor ki “ Tek bir karış toprak vermeden, bütün uluslararası dengeleri değiştirdik”. Peki tek bir karış toprak vermemeye devam edecek miyiz?
Yoksa sıra vermeye geldi mi?
Çakıcı da süreci desteklediğini açıkladı. UBP de eşzamanlı referanduma sunulacağının belirtilmesini olumlu karşıladı. Yani bu kararı onlar da selamladılar.
Kıbrıs’ta “yeni ve bol selamlı bir döneme" giriliyor.
Evet, sahne yeniden 3 Eylül’e hazırlanıyor. Bu kez sahnede Hristofyas ve Talat var.
İlginçtir, Hristofyas zafer işaretleri yapıyor. “Görüşmelerin bu aşamaya gelmesi benim eserim” dercesine ve Cumhurbaşkanımız Talat’ın hakkını yercesine.
Manzaralar tarihten kalma gibi olsa da, yıllar içerisinde senaryonun yazarları değişir, oyunun içeriği değişir ve tarih değişir. Ama değişmeyen tek şey var oyunun adı “Kıbrıs Sorunu”. Seyirciler olarak yerimizi alıyor ve her seansı en iyi şekilde takip etmeye devam ediyoruz..
Öyle görünüyor ki, bu kez sahnede hem Hristofyas’ın, hem de Talat’ın kırmızı çizgileri net olarak yer alacaktır. Hristofyas, zafer işaretleriyle sahneye girip, bizi Kıbrıs Cumhuriyetine yama etmeyi bekliyorsa, bu sahnenin perdeleri en kısa sürede iner ve ışıklar hemen kapanır..
Umarız bu kez, Kıbrıs adasında en az Rumlar kadar hakkı olan Türklerin eşitliğinin kabulüyle başlar bu görüşmeler, aksi halde eşitliğimizin reddiyle arkası gelmeden hemen bitecektir.
”Uzlaşı kültürü” dediğimiz şey Rumların bugüne kadar yapmaya çalıştığı “hakimiyet kurma ihtirası” değildir. Uzlaşı kültürü, herşeyden önce varlığımızın kabulünden geçer.
Rum’un ihtirasları uğruna yıllarca bedel ödeyen hep Kıbrıs’lı Türkler oldu.
Ancak o konuda, o kadar şansızız ki; kendi içimizdeki, ihtiras sahipleri de halkımıza çok bedel ödetti.
Yıllarca yaşayarak gördük ki başımıza ne geldiyse “bireysel çıkar peşinde koşan ve ihtirasları peşinde koşanlar” yüzünden gelmiştir. KKTC’nin içinde yaşadığı birçok sorunun temelinde işte bu büyük bencillik yatır. “İhtiras uğruna gelişen bencillik ve bananecilik” yıllardır temizleyemediğimiz yara olarak içimizi kemiriyor.
Hem içimizdeki ihtirasçılar, hem de üzerimizde hakimiyet kurmak isteyen ihtiras sahibi Rumları dizginlemeliyiz artık..
Çürümüş zihniyetlerle, güçlü ve sağlam durmamız mümkün değildir. Gerçek vatanseverlik kendi vatanına ve kendi insanına hizmetten ve kişisel ihtiraslardan uzak olmaktan geçer.Şimdi kavga zamanı değildir. ama hala kavgalarına devam edenler var. İhtiraslarına yenilen ve ihtiraslarıyla halkına zarar vermeye, devam etmeye niyet edenler var. Onlar asla vatansever olamaz. Vatan için birlik olmayı bilmek lazım.
Biz kendi içimizi aydınlatarak, kendi içimizdeki olgunluğu ve kendi insanımıza ve onun haklarına duyduğumuz saygıyı ortaya koymadıktan sonra, hangi bilinçli, çağdaş ve yaptırım gücü olan sistemle hareket edeceğiz? Eşit olmanın yolu da içteki birlikteliğin ne kadar sağlam olduğundan geçiyor. Kendi aramızdaki bu bölünmüşlüğümüzle, güçlü bir taraf olamayız.
Hele bir de sürece mutlaka etkisi olacağını düşündüğüm, Türkiye’de yakında değişmesi muhtemel siyasi konjonktürü de görelim.
Bir lider bir masaya güçlü oturabilmesi için önce temsil ettiği toplumun bütünlüğünü arkasında hissetmeli. “Bir elin nesi var ama 10 elin sesi var” değil mi? Yıllardır bunu söylüyoruz ve yazıyoruz. İçteki birlik ve dirlik ağlanmadan, dışta güçlü olamayız diye. Ama maalesef yine de her gün içimizde birbirimizle didişmeye, kırmaya, dökmeye devam ediyoruz. Artık birbirimizi de selamlamayı öğrensek.....
Ve hep birlikte hareket etsek belki, bu süreci, Kıbrıs Türk Halkının hayırına olacak şekilde sonuçlandırmaya da en büyük katkıyı koymuş olacağız.
Dileyelim ve umut edelim ki öyle olsun...Güçlü oturup güçlü kalkalım...