Hepimiz, “zaman harcamak” deyimini birçok kez kullanırız.
Akıp giden zamanı durdurmak mümkün olmadığına göre, zamanı en verimli bir şekilde değerlendirmek gerekmektedir.
Çünkü kaybedilen an, yaşamdan kaybedilen andır ve çok değerlidir. Ama bu deyim ayni zamanda negatif algılanabilir.
Oysa, insan psikolojisini de düşünerek, “zamanı değerlendirmek” deyimini kullanmak çok daha olumlu yaklaşım sağlar diye düşünüyorum. Bu bakış açısıyla bulunduğunuz ortamı paylaştığınız ve zamanı birlikte harcadığınız kişilerle sizin aranızda en mükemmel sinerjiyi kurmayı başarabilirsiniz.
Hayatla zamanı hep ”iç içe“ olarak nitelendiriyorum.
Çünkü birlikte başlayıp birlikte biterler. Onları ayrılmaz bir bütün olarak görüyorum.
Ayni zamanda, zamanın verimli olarak kullanılması kişinin bilgisiyle doğru orantılıdır.
Dolayısıyle, sahip olduğumuz bilinç, en önemli işlerin başında “zamanı değerlendirmek” olduğunu bize hatırlattığı ölçüde zamanı verimli kullanabiliriz..
Gözle görünen ve gözle görünmeyen iki yönü vardır zamanın. Gözlenebilen zaman takvim ve saatla alakalı olandır. Gözle görünmeyen zaman ise ölçülemeyen ve değerlendirilmesi zor olan zamandır. Yani, kişinin psikolojisinde yaşadığı şeylerdir. Şöyle ki; Birine göre uzun olan süre, diğerine göre kısa sayılabilir.O zaman dilimi içerisinde istediklerini elde edebilme durumuna göre, kendini nasıl hissettiğiyle alakalı bir durumdur.
Verimli olabilmek için yapılacak işleri önem sırasına göre bir düzen içerisinde planlamak lazım. Sonrasında da yapılacak işlere önem vermek, karşılaşabileceğimiz zorluklar için moral ve motivasyon yüklemek gerekir.
Elbette “zaman” kavramı da, diğer birçok konu gibi kültürden kültüre farklı etkileşiyor.
Farklı ülkelerde, farklı kültürlerde yaşayan insanlar, bunu daha kolay farkedebiliyor. Batı ülkelerinde, ya da doğu ülkelerinde durum çok farklı.
Randevulu olduğunuz bir görüşmeye gittiğinizi farzedip örnek verecek olursak, ülkelerin genel değerlendirmelerine baktığımızda, 5dk, 10 dk, hatta 15 dk, gecikme veya bekleme normal sınırlar içerisindedir. Birçok ülkede de bu süreler hoş karşılanabilinir.
Ama bazı Batılı ülkelerde, 3 dk gecikme büyük bir hakaret sayılabilir, hatta 5 dk gecikme “açıklama gerektirir”. “Dakik” olmak diye bir deyim var. Tam zamanında orda olmak. Kısacası verilen söze uymak. Bizim toplumda da, bu durum, genelde İngiliz kültüründe yaygın olarak kullanılır diye bilinir.
Bizim ülkemizi ele alacak olursak, 30 dk ile 45 dk gecikme veya bekletme sıkıntı yaratsa da, normal sayılır.Ama işin esas kötü tarafı bu süre bittiğinde ve sıra görüşmeye geldiğinde, araya giren telefon görüşmeleri ve kapıyı çalan misafirlerin de içeriye kahve içmeye davet edilmesiyle; normalde 10 dk içinde görüşeceğiniz konu bazen iki saattlik bir görüşme sürecinde gerçekleşebiliyor.
İşin bir başka kötü yanı sizin özel konunuz içeriye alınan bir başka ziyaretçilerin de ortak konusu haline geliyor. Bu bizim ülkemizdeki “ahbap samimiyeti”, “kişileri kırmamak” adına gelişmiş bir farklı kültür. Hatta, çat kapı gelen kimseye “ arkadaş benim işim var, şimdi seninle ilgilenemem” diyemeyişimiz bir başka kültür.
Birçok işimizi de hep erteliyoruz nedense. “Bugün olmasa da olur” diyoruz. Oysa beden ve ruh sağlığı açısından, yaşamı programlı ve düzenli yaşamak en güzeli.
Doğu kültürü bizden de kötü, bu konuda ama kendimizi geliştirmek zamanı verimli kullanmak ve sözleşilen zaman için prensip sahibi olmak en güzeli .
Prensiplere olan bağlılığımız, hayatımızdaki başarıları da etkileyecektir. Enerjinizle göstermiş olduğunuz çabalarınız, zamanın ekonomik biçimde kullanılarak bir plan çerçevesinde uygulanması, sonucun da en verimli şekile ortaya çıkmasını sağlayacaktır.
Bizim ada kültürümüz, bugüne kadar böyle değilseydi bile, değişen dünya düzeninde bizlerin de değişmesi gerektiğini yaşayarak ve hatta bazen kaybederek öğreniyoruz. Zamanı iyi değerlendirenler, verimli kullananlar ayni zamanda iyi bir zaman mühendisi olabileceklerdir. Bu da değişmeden olmaz. Değişim şart.
Siz, siz olun, zaman diliminin her saniyesine çok değer verin.
Boşa geçen zaman asla telafi edilemeyen zamandır.