Geçtiğimiz Cuma gün işim erken bitti. Güneşli, güzel bir Sonbahar günü idi. Eve giderken M11dan ayrılıp arka yolları takip etmeye karar verdim. Bu tür günlerde Hainault Forest Parkına gidip göllerin etrafında uzun bir yürüyüş yapmayı çok severim. Arabayı park edip tam çıkmak üzere iken Londra Türk Radyosunda ‘Kadın Platformu’ saati başladı. Bu programı daha önce birkaç kez ilgi ile dinlemiştim. Yürüyüşü erteledim ve arabamda o günkü programı dinlemeye koyuldum. Konu Pozitif düşünce idi.
Programın yapımcısı Nilgün Hanımın konukları bir psikolog olan Özden Bayraktar ve genç hukukçu Aynur Hanımlardı. Program herzamanki neşeli hava içerisinde, ruh sağlığı gibi ciddi konular hakkında kadınlara yararlı bilgiler vererek akıp gitti. Programa bir text yollayıp aslında kadınların ruh sağlıklarını en olumsuz bir şekilde etkileyen erkekler olarak bu tür programlara en fazla bizim gereksinimiz olduğunu vurguladım. Umarım Kadın Platformu ileride özelliklere genç erkeklere yönelik bir proje girişiminde bulunurlar. Faal çalıştığım eğitim ağırlıklı derneklerin bu konularda onlarla işbirliği içerisinde çalışacaklarından eminim.
Programı pozitif bir ruh haleti içerisinde dinledikten sonra arabamdan çıkıp yarım saat bu güzel parkta yürüdüm. Çocukların kulak zarlarını zorlayan neşeli çığlıklarını büyük bir neşe ile dinledim. Parkın kafeteryasında oturup büyük bir bardak kahve içtim. Kahvenin hiç iyi olmaması, arasıra yanıma gelmekte ısrar eden kocaman, korkutucu görünümlü köpek neşemi kıramadı. Bu neşe ile tekrar arabama geldim ve eve doğru hareket ettim. Radyoda saat başı haberleri okunuyordu. Birkaç aylık çocuğunun belkemiğini kırarak ölmesine sebeb olan babaya ömür boyu hapislik cezası verilmiş. Birleşik Krallık resmen Resasyona girmiş. Mortgagelerini ödeyemeyen bilmem kaç bin kişi evlerini kaybetmiş. Türkçe haberleri dinliyorum. Onlar da en az diğerleri gibi kasvetli. Türkiyede Ergenokon Davası devam ediyormuş. Türbanla ilgili birşeyler yapılıyormuş. Hırvatistanda bir siyasi lider arabası bomba ile havaya uçurularak öldürülmüş. Bir Türkçe radyo kanalına basıyorum. Aman ne iyi haberler bitmiş. Müzik çalıyor. Çalan müzik şöyle:
‘‘Geleceğin yok, soracağın yok. Sen bir hainsin.’’ Arkasından başka bir neşeli şarkı! İbrahim Tatlıses basbar bağırıyor: ‘‘Söyleyin ne verdi dertlerden başka, istemem gelmesin, aşkımız bitsin’’ Acele başka bir kanala çeviriyorum. Orda da şarkılar söyleniyor. Başka bir üstad, Mahzun Kırmızıgül şöyle diyor: ‘‘İnsanlar içinde bir başımayım. Dönülmez yollarda çıkmazlardayım… eğer sana kavuşmazsam sarsın beni topraklar’’. Parktan uzaklaşmasam gerisin geri dönüp göllerin etrafında bir yarım saat daha yürüyeceğim. Yok, hayır koşacağım!
Arabamda devamlı bulundurduğum ve neşelenmeye ihtiyaç duyduğum zamanlar çaldığım kendi derlediğim bir CD var. Hemen onu koydum. Neşeli salsa ve soka parçaları çalmaya başlayınca kendime gelip yarım saat önceki neşeme tekrar kavuştum. Sonradan ziyaret ettiğim bir arkadaşın teybinde çalan Zeki Müren’in ‘‘Anladım ki daha dolmamış çilem. Her günüm ızdırap, her günüm elem’’ şarkısını adeta koparırcasına teypçalardan çıkarıp bir kenara attığım zaman bizim arkadaş şaşkın şaşkın yüzüme bakıyor!
Vermeye çalıştığım mesaj muhakkak anlaşılmıştır. Pozitif olmak çok güzel bir şey. Ama bu tamamen insanın elinde olan bir şey değil. Pozitif olmak için çok çalışmalı. Çevredeki etkenlerin de bu duyguyu geliştirmede büyük rolleri var. Ben kendimi çok pozitif ve neşeli biri olarak sayıyorum. Şu an hiçbir önemli sorunum da yok. Ama benim dahi kısa bir süre içerisinde depresif bir ruh haline girebilmem kafamda şu soruyu belirtiyor: Ya her gün büyük sorunlarla debelenen kişiler? Örneğin kanser hastaları, çaresiz hastalıklardan muztarip olanlar, çocukları uyuşturucu bağımlısı olan ve ne yapacağını bilemeyen aileler. Onlar nasıl pozitif olabilir? Özellikle medyanın her gün, her saat pompaladığı depresif haberler, müzikler dinleyen, Türk uydu kanallarındaki inanılmaz kötü dizileri her gün seyredenler? Onlar nasıl pozitif olabilir? Esas sorun burda. Üzücü olan bu şekilde yaşayan toplum fertlerimiz oldukça fazla. Haftanın yedi gecesi uydu kanallarına kilitlenmiş inanılmaz kötü dizi seyredenler, gece gündüz ‘‘damardan’’ müzik çalan istasyonları dinleyenler çok.
Bu ülkede yaşayan toplumlarımızın büyük çoğunluğu malesef sadece bedenen burada. Kafalar Kıbrıs veya Türkiye’de. Tabii öyle yaşayanlar bulundukları ülkeye entegre olamazlar. En kötüsü, bu tür insanlar bu ülkede doğan ikinci,üçüncü kuşak çocukları için iyi rol modeller olamazlar. Pozitif rol modellerin çok az olduğu bir toplum bizimkisi. Her zaman olumsuzlukları konuştuğumuzdan pozitif rol modelleri ön plana çıkaramıyoruz.
Pozitif düşünmek ile dünyayı pembe gözlüklerin arkasından görmek arasında büyük fark var. Gerçekçi olmayı gerektirir pozitif olmak. Önemli olan negatif şeylerin üzerine pozitif, kararlı bir şekilde yürüyüp sorunları çözme yolunda uğraş vermektir. Herzaman gülen, herkesi sevdiğini söyleyen ama sorunları çözmede hiçbir girişim yapamaya insanlar beni çok kızdırır.
Pozitif olmak için bir de insanın kendi kendisi ve başkaları ile barışık olması gerektiğine inanırım. Nilgün Hanımın programı bu önemli konuyu da işlemişti.
Bakın Facebook’da üyesi olduğum ‘Pozitif Düşünenler Buraya’ grubunun yöneticilerinden ‘Öz_Ka’ ne diyor:
‘‘Şöyle bir geriye dönüp baktığımda, hayatımda olumluyu da, olumsuzu da yarattığımı görüyorum..Ama olumsuz olanlar beni yıldırmadı. Parapsikoleji ile ilgilenmeye başladıktan sonra, içsel dünyamda gelişim gösterdiğimi fark ettim ve fark etmeye devam edeceğim, çünkü sonsuzluğun bir parçası olan parapsikoleji aynı zamanda güzel bir serüven. Yaşadıkça ve sonrasında içinde olacağımız bir sonsuzluk. Bu sonsuzluğun bir parçası olmak ve bunu hissetmek, yaşam yolumu daha iyi aydınlatmama neden oldu..İlerleyen zamanlar içerisinde daha detaylı paylaşımlarım olacaktır:) Yeter ki çoğalalım ve her birimizin ruhunun derinliklerinden yükselen senfonik seslerle, hep birlikte pozitife dair bir yaşam şarkısı söyleyebilelim:)’’ ‘Öz_Ka’ imzalı kişi pozitif düşünceyi parapsikoloji ile ilgilenmede bulmuş. Ben kişisel olarak çok motivasyon yükseltici kitaplar okur ve onların tavsiyelerini uygulamaya çalışırım. Haftada üç kez üyesi olduğum spor kulübüne gidip iki saat spor yapar, arkasından buhar odası ve sauna odasında uzunca otururum. Ayın iki gününü kendime ayırıp müzeleri, galerileri gezerim. Devamlı klasik müzik dinlerim. Birkaç hobim var. En önemlisi hiç finansal beklentim olmadan gönüllü işler yaparım. Eminim çoğu okurlarım da bunları yaparlar. Ama bazı konularda pozitif düşünerek sorunların üstesinden gelmek yardım gerektirir. Tabuları yıkarak özellikle biz erkekler psikolog, terapist psikiyatristlerden yardım isteyelim.
"Yaşamda iki esas seçenek var: Ya herşeyi olduğu gibi kabulleneceksin, ya da onları değiştirmek için sorumluluk yükleneceksin’’ Denis Waitley