16 Nisan 2008 Çarşamba günü, Gazimağusa ilginç bir sempozyuma tanık oldu.
Gazimağusa’nın kent, hemşehrilerinin kişi olarak tarihe yaptığı tanıklıkları gün ışığına çıkarmaya yarayan bir tanıklık oldu bu!
SAMTAY’ın Yüzakı İşleri
Sempozyum düzenlemesini, son yıllarda yalnız Gazimağusa bağlamında değil, tüm KKTC bağlamında yüzakı işler başaran SAMTAY Vakfı yaptı.
Suna Atun’un başkanlığında, Bülent Fevzioğlu’nun koordinatörlüğünde, Suna-Ata Atun ailesinin bir vakfı olan SAMTAY, (bir aile vakfı olmasının çok ötesinde) inanılmaz başarılara imza atıyor.
2001 yılında kurulan Vakıf, yedi yılda yirmidokuz kitap yayınlamış. Hem de ne kitaplar? Her biri bir boşluğu dolduran, kaynak niteliğinde, bu Ada’da varoluşumuzun simgesi olabilecek kitaplar!
1985’te Bakanlığım döneminde başlattığım Devlet’in kültür yayınları sayısının (yaklaşık olarak) ancak elliye varabildiğini göz önünde bulundurursak, SAMTAY’ın ne denli başarılı olduğu ortaya çıkar.
Sempozyum, Gazimağusa Belediyesi’nin Toplantı Salonu’nda yapıldı. Belediye Başkanı Sayın Oktay Kayalp, bu gibi etkinliklere sahip çıkma mesajı verdi. Bu mesajın somut olarak SAMTAY’ın çalışmalarına yansıması, eminim Mağusa’yı seven herkesi mutlu edecektir.
Kayalp’ın önemli bir mesajı da, Gazimağusa’nın dünyada korunması gerekli yüz kentlik listeye girmesi ile ilgilidir.
Mağusa ve ülkemiz için gerçekten önemli bir olay!
Dolu Dolu Sunumlar
Ne yazık ki Sempozyum’un sadece öğleden önceki oturumuna katılabildim. Bu bakımdan Sayın Oğuz Yorgancıoğlu’nun başkanlığında, öğleden sonra yapılan oturumun konuşmalarını izleyemedim.
Bu oturumda Sayın Fuat Veziroğlu çok ilginç bir sunum yapmış. Sayın Suna Atun, bu sunumun genişletilerek kitap olarak basılması konusunda Veziroğlu ile uzlaştıklarını söyledi. Sevindim.
Sabahki oturumun başkanlığını ben yaptım. Bu oturumda, her biri diğerinden ilginç dört sunum yapıldı:
Sayın İsmet Kotak’ın sunumu uzun hikâye tarzında oldu. Sheakespeare’in Ottellosu’ndaki kahramanların serüveni ile başlayan Sayın Kotak, Gazimağusa’nın tarih içindeki öyküsünü kişiler bağlamında, şiirsel denebilecek bir dille dile getirdi.
Eşref Çetinel’in konuşması Namık Kemal ekseninde oldu. Kemal’in sürgün döneminde Mağusa’da yazdığı, dönemin mektuplarından seçtiği alıntılar çarpıcı idi.
Sayın Osman Saner’in sunumunun odak noktası, Koca Reis Dr. Burhan Nalbantoğlu’nun 1964 sonrası dönemde kazdırdığı yer altı tüneli oldu.
Ulus Irgat da Birinci ve İkinci Dünya Savaşları’da Gazimağusa’ya getirilen tutsakları anlattı.
Mağusalıların Can Simidi Yeraltı Tüneli
Gazimağusa deyince, Dr. Burhan Nalbantoğlu’nu anımsamamak mümkün değil! Çünkü Gazimağusa’yı Gazimağusa yapan simgesel kişilerden biridir Nalbantoğlu!
SAMTAY’ın sempozyumunda da öyle oldu. Nalbantoğlu bol bol anıldı. Anısı dile getirildi.
Mağusa’nın Rum saldırılarının başladığı Aralık 1963’teki durumu, bugünden çok farklı idi. Türkler bakımından Mağusa’nın odağı, Suriçi idi. Baykal, Sakarya ve diğer bölgeler Suriçi’ne bağlı semtlerdi.
Mağusa’nın savunması surlara dayanıyordu. Saldırı halinde dış mahallelerde oturanların Suriçi’ne çekilmesi ve savunmanın surların üzerinden yapılması kadar doğal ve gerçekçi bir strateji olamazdı. Ama bir sorun vardı: Gerektiğinde dış mahallelerdeki halkı suriçine aktarmak!
Nalbantoğlu, bunun çaresini Baykal bölgesinden Suriçi’ne bir yeraltı tüneli kazdırmakta buldu. Filmlerde, dizilerde gördüğümüz, tarihte okuduğumuz gibi!..
Düşünce projeye dönüştü. Mimar Osman Soner projeyi yürüttü. Tünel kazıldı ve 1974’te Rum saldırısı başlayınca Baykal’da oturan Türkler bu yeraltı tünelinden geçirilerek Suriçi’ne taşındı. Mağusa, sonradan kendisine Gazi ünvanını kazandıracak başarılı savunmayı gerçekleştirerek 15 Ağustos 1974’de Türk ordusu gelinceye kadar dayandı.
Bugünkü sınırlarımız bir bakıma Mağusa’nın ayakta kalması sayesinde gerçekleşti demek de mümkündür.
Osman Soner, SAMTAY Sempozyumu’nda, bu tünel işinin gerçekleşmesini ayrıntılı biçimde anlattı.
Acı olan şu: O tünel, tarihimizin bir parçasıdır. Müzeleşerek korunmalıydı. Oysa kaderine terk edildiğini biliyoruz.
Başka ülkeler öyle yapmaz.
Örnek olarak Bosna Hersek! Başkent Saraybosna, yıllarca Sırp kuşatması altında kaldı. Bunun üzerine, uçak alanının altından kazılan bir tünelle dış dünya ile temas kuruldu.
Silah, gıda, personel yardımları Saraybosna’ya o tünelden girdi. Cumhurbaşkanı Ramiz Aliya bile dış dünya ile temasını o tünelden çıkış-giriş yaparak sağladı.
Ben o tüneli gördüm. Sayın İsmet Kotak da gördüğünü açıkladı. Mağusa tünelinden farkı, müze olarak korunmaya alınması, bizimki gibi kaderine terk edilmemesi! Vahşi bir savaşın tanığı, bir ibret anıtı olarak korunması!
Gazimağusa’nın, korunması gereken yüz şehir arasında yer alması, Nalbantoğlu’nun kazdırdığı tünelin müzeleştirilip korunması gereğini bir kez daha anımsatmalı. Olay yalnız müzeleştirilmekle kalmamalı, her yönüyle kitaplaştırılmalı!
Tarihe, geçmişe böyle sahip çıkılır.
İngiliz Yönetimi’ne Karşı Silahlı Başkaldırı Girişimi
Ulus Irgat’ın sunumu, tüm sunumlar gibi ilginçti. Benim bakımından hiç bilinmeyen bilgiler de çıktı ortaya! Birinci Dünya Savaşı sırasında, Kıbrıs’taki bazı Türk aydınlarının gizli bir örgüt kurdukları ve amaçlarının Mağusa’da tutulan tutsak Türk askerlerini de kurtararak İngiliz Yönetimi’ne son vermek için başkaldırmak olduğu yönünde kaynaklar var. Bu olayı ben de bazı konuşma, yazı ve bildirilerimde kullandım.
Ulus Irgat’ın bir belgeye dayanarak verdiği ve benim ilk kez ulaştığım bilgi, bu gizli örgütlenmede, Kıbrıs’a yedibin silah getirildiği, ancak bu silahların İngilizlerin eline geçerek kullanılamadığıdır.
Bu yeni bilgi (bana göre) olayın boyutunu çok büyütmekte; ayaklanma düşünce ve örgütlenmesinin, bildiğimiz tarihi değiştirecek önemde olduğunu göstermektedir.
Ulus Irgat’ın sunumunda yeralan (benim için) yeni bir bilgi de, İngilizler’in Birinci Dünya Savaşı sırasında Mersin’e başarısız bir çıkarma girişimi yapmalarıdır.
Üzerinde durulması ve derinliğine araştırılması gereken konularıdır bunlar!
Sonuç Olarak
Bir köşe yazısında, olaya ancak bu kadarla değinmek olanağı var. Bu gibi sempozyumlar için önemli olan, sunumların kitaplaştırılarak ortaya çıkan bilgilerin kaynaklaşması ve ölümsüzleşmesidir.
SAMTAY’ın yaptıklarını, yapacaklarının güvencesi olarak gördüğümüzden, kitaplaşma olayının gerçekleşeceğine inanıyoruz.
Aslında her kent ve köyümüz için yapılması gerekenlerden söz ediyoruz. Ne kadar güzel olur, nice yapıtlar çıkardı ortaya! Biz bizi, geçmişimizi daha iyi tanıyacak olanaklara sahip olurduk.
SAMTAY’a bir kez daha, bu köşeden teşekkür ederken, başarılarının devamını dilerim.