15-20 Mayıs 2008 tarihlerinde, DAÜ’de “1. Uluslararası Diyalektoloji Çalıştayı” yapıldı.
Sanırım, önce bazı açıklamalar yapmalıyım:
Diyalektoloji, dilbilim/lehçebilim anlamında, adı üstünde bilimsel bir terim! Çalıştay sözcüğü de atölye çalışması anlamında kullanılıyor. İngilizce’deki “workshop” sözcüğünün karşılığıdır.
Sözünü ettiğim Çalıştay, teknik bir konu üzerinde çalıştı. Bu bakımdan çalışmalarla ilgili ayrıntılı bilgi vermeyi gereksiz görüyorum. Tek söyleyeceğim, “Kıbrıs Türk Ağzı/Ağızları” konusunda bir çalıştay yapma eğilimin ortaya çıktığı ve 2. Çalıştay’ın büyük olasılıkla bu konuda yapılacağıdır.
Karpaz’a Bir Gezi
Bütün benzer düzenlemelerde yapıldığı gibi, Çalıştay programında Karpaz’a bir geziye yer verildi.
Şunu söyleyeyim: Konukların çoğunluğu Türk yurttaşı idi. Ve ilginçtir, birçoğu KKTC’ye ilk kez geliyorlardı. Daha önce gelenler arasında, Karpas’ı gören pek yoktu. Bu bakımdan herkes için ilginç olur diye düşünülmüştü.
Gezimiz, Dipkarpas, Zafer Burnu, Altınkum Kıyısı ve dönüş yolunda Mehmetçik üzerinden Büyükkonuk olarak programlanmıştı.
Öyle de oldu.
Karpas, benim çok sevdiğim yerlerden biri! Doğduğum yörenin coğrafyasına çok benzediğinden, oralarda dolaşmak bana mutluluk verir. Nostaljik duygularım kabarır.
Eskiden çok da giderdim oralara! Bu gezide, epeycedir oralara gitmediğimin ayırımına vardım.
Zafer Burnu Tam Bir Rezalet
Genel anlamda Karpas, herzamanki gibi çok, ama çok güzeldi. Ama Zafer Burnu’ndaki “Apostolos Andreas Manastırı,” tam bir rezaletti. Orada, düzensizliğin; kirlilik, kargaşa ve kaosun egemen olduğu, daha doğrusu kamu (Devlet/Belediye) izinin, kamu düzeninin zerresinin olmadığı bir durum/ortam sözkonusu!
Günlerden pazardı. Epeyce Güneyli komşumuz vardı. Bizim grup oralarda iken 8-10 otobüs dolusu turist de geldi. Dönüş yolumuzda da epeyce turist otobüsü ile karşılaştık.
Epeyce bir kalabalık vardı anlayacağınız.
Elbette ki ülke turizmi adına sevindirici görüntülerdi bunlar!
“Amma ve lakin;” düzensiz, kuralsız, araçlarla insanların harman çorman olduğu, karmakarışık bir insan-araç kalabalığı görüntüsü sözkonusu idi!
Bu karmakarışık insan-araç kalabalığını; derme çatma satış yerleri ile, sağlık kurallarına uygunluğu kuşkulu, denetimden yoksun panayır işi oturma/dinlenme/karın doyurma yerleri tamamlıyordu.
Köy panayırları kadar bir düzen bile yoktu.
Yukarıda da değindiğim gibi, anlatmak için kaos sözcüğünün bile yetersiz olduğu, uygar olduğu söylenemeyecek inanılmaz bir görüntü vardı.
Hem üzüldüm, hem mahcup oldum.
Yerin dibine battım da diyebilirim.
Lafla Peynir Gemisi Yürütmek
Son günlerde, patlamak üzere olan turizmimizle ilgili palavralar gırla gidiyor.
Maşallah Turizm Bakanı’mız bol bol geziyor ve gezerken inciler döktürüyor.
Buna karşın, turizm gündemine baktığımız zaman, yirmi yıl önce konuşulanların hala daha güncel olduğunu görüyoruz. Lafla peynir gemisi yürümüyor çünkü!
Zafer Burnu’daki durum, turizmin temel sorunları bir yana, sıradan, basit düzenlemelerin bile yapılmadığını; yapılmaması bir yana düşünülmediğini bile kanıtlıyor.
Düşünüyorum da Apostolos Andreas Manastırı’nın o koca alanına bir düzen getirmek, uzmanlık gerektirmiyor.
Yoksa zor mu?
Mesela arabalar, otobüsler için düzenli bir parkyeri ayırmak ve böylece araçlarla insan kalabalığının içiçe girmesini engellemek zor mu?
Mesela Turizm Bakanlı’ğının ya da belediyenin estetik, düzenli ve kalıcı; (gelir getirici de olabilir) satış köşkleri/yerleri yapması zor mu?
Çevrede bir sürü boş ve bakımsız bina öylece duruyor. Mesela bu binaların bazısı, belediyenin sağlık denetimi altında oturma/dinlenme/karın doyurma yeri (çağdaş kafe mesela) olarak düzenlenemez mi?
Mesela kirlilik olmaması için, onca istihdamın içinde bir kişi görevlendirilemez mi?
Bu “mesela”lı örnekleri daha da uzataliriz.
Yoksa gerçeklere kulak tıkayan “ben bilirim” megalomanisi; “mesela” yalellisi yapıp “abesle iştigal” ettiğimizi mi düşünüyor?
Turizm İçin İlk Çare Politikacının Elinden Kurtulmak
Çok yazdım. Sırası geldikçe yineleyeceğim:
Bu ülkenin kanserleşmiş hastalıklarının başında, populizm/halk dalkavukluğu gelir.
Populizm bünyemizi kemiriyor. Turizmi de kemiriyor.
Turizmde söz sahibi ülkelere baktığımızda, çoğunun turizmi politikanın/politikacının etki alanından çıkardığını ve işi özerk kuruluşlara bıraktığını görürüz. Güney komşumuz da böyle yaptı.
Yıllardır bizde de turizm örgütü kurulması konusu tartışılıyor. Turizmimizde yapılabilecek en iyi iş, turizm örgütünü kurup turizmi populist politikacıların elinden kurtarmaktır.
Tabii o işte de populizmi aşarak; özerk, çalışabilen bir yapı oluşturmak çok, ama çok önemli!
Mesela bu yapı, DAÜ/LAÜ örneği göstemelik özerklik sözkonusu olursa işe yaramaz.
Mesela sivi toplumun ağırlıklı olarak yer almayacağı bir yapı, çağdışı kalır.
Mesela sektörün kendi iç dinamikleri belirleyici olmazsa yine işe yaramaz.
Bu “mesela”lı örnekleri daha da uzatabiliriz.
Yoksa burada da gerçeklere kulak tıkayan “ben bilirim” megalomanisi; “mesela” yalellisi yapıp “abesle iştigal” ettiğimizi mi düşünüyor?
Son Olarak
Bir daha yineleyeyim:
Turizmimizin potansiyel incilerinden olan Karpas’ta, şu anda önemli bir çekici nokta olan Zafer Burnu’naki içler acısı durum düzeltilmeli, oraya çağdaş bir düzen getirilmelidir.
Bu haliyle yapılan turizm, turizm değildir.
Turizm yapacaksak, adam gibi yapalım.