Geçen yıl (10-14 Ekim 2007 tarihlerinde) “Frankfurt Kitap Fuarı 2007”ye, yazar statüsü ile katıldım. Katılma isteminin benden kaynaklanmadığını peşinen belirtmiş olayım. İstem Dışişleri’nden geldi. Ben de kabul ettim.
(Diğer katılımcılar, yazar olarak Neriman Cahit, görevli olarak Sevilay Borak ile Özge Tahiroğlu idi.)
Frankfurt Kitap Fuarı’nın gerçek işlevi, sergileme değil, dünya kitap pazarına mekân olmadır. Nitekim fuarda 130 değişik kültür; uluslararası kitap pazarı ile ilişkilerine yön veren birçok merkez vardı. Çok sayıda forum düzenlenmişti.
Geçmişte birkaç kez Türk standı içinde katılınan Fuar’da ilk kez “Kıbrıs Türk Yayınları” olarak ayrı bir stand tutulmuştu. Bu standta klasik anlamda kitap sergilenmiş, ziyaretçilere ve isteklilere bilgi aktarılmış, bu arada birçok söyleşi yapılmıştı.
Türk basını ve Almanya’daki Türkler, epeyce ilgi göstermişlerdi.
2009 Fuarı
Geçen yıl Fuar dönüşünde bir bilgi notu ile izlenimlerimi ve önerilerimi yetkililere aktardım.
Önümüzdeki ekim ayında gerçekleşecek 2009 Frankfurt Kitap Fuarı’nın özelliği, Türkiye’nin özel onur konuğu olmasıdır. Bu bakımdan, profesyonelce hazırlanacak, özel tasarımlı, ilgi çekici daha geniş bir stand önerdim.
Bu bağlamda, standın Türkiye standının yanında, fakat ayrı olmasının büyük yararı olacağını, Türkiye’nin onur konuğu olmasının avantajını aynı salonda yer tutarak kullanmamız gerektiğini de vurguladım.
Edebiyatımızı Tanıtıcı Katalog
Önerilerim arasında yer alan bir katalog hazırlanması konusu şöyle idi:
“Kıbrıs Türk Edebiyatı’nı tanıtıcı iyi bir katalog için hemen işe başlanmalıdır. Bu katalogta edebiyatçı yazarlar yanında araştırmacı yazarlar ve onların eserleri de yer almalıdır. Katalogta, uluslararası arenaya taşınma olasılığı bulunan yazarlar ile araştırmacılara yer verilmeli; isimlerin saptanmasında politik ve ideolojik tercihler kesinlikle söz konusu olmamalıdır.
“Kullanılacak diğer tanıtıcı belgeler için ciddî bir çalışma başlatılmalıdır.”
Çeviri Olayı Konusundaki Önerim
Bu önerim de aynen şöle idi:
“Çeviri, edebiyatta önemli bir olaydır. Tanınan bir yazarı, örnek olarak Nobel’i kazanan Orhan Pamuk’u tüm yayınevleri çevirir. Bunu yapmak için yazarın peşine düşer.
“Buna karşın tanınmayan bir yazarın eserini basmayı, bir yayınevi nasıl göze alabilir? Üstelik devleti de tanınmıyorsa!
“Kısacası, devletler, yazarlarının eserlerini başka dillere çevirtmek için birçok teşvikler uygularlar. Türkiye Kültür Bakanlığı, yabancı dillere çevrilip yayınlanan eserlerin %70’lere varan harcamalarını karşılar.
“İspanya’nın çeviri bütçesi bir milyar Amerikan dolarıdır. O kadar ki yurttaşı olmayan, ancak İspanyol dilinde yazan Latin Amerikalı yazarların eserlerinin çevirisini bile finanse eder.
“Frankfurt Kitap Fuarı bu işlerin pişirildiği yerdir. Bu işi yapan kuruluşlar vardır.
“Bizde yazarların tek başlarına bu işin altından çıkmaları olanak dışıdır. Devlet ya doğrudan doğruya, ya da oluşturulacak nitelikli bir kuruluş aracılığı ile bu işi toplu yapmalıdır. Bunun için bir ‘Literal Agent’ ve/veya çeviri işi yapan uluslararası bir kuruluşla anlaşma yapılmalıdır.
“Hızlı davranmak sureti ile bir Literal Agent’la derhal anlaşma ve 2008 Fuar’ına birkaç kitap yetiştirme olanağı da vardır.”
Yayınevleri Konusu
Bu da yayınevleri konusundaki önerim:
“Kitap işinde ve Frankfurt Kitap Fuarı bağlamında ‘yayınevleri’ esas aktörlerdir. Bizden de benzer aktörlerin olayda yer alabilmeleri için acil olarak yayınevleri için bir yasa çıkarılması ve yayınevlerinin yaşayabilmesi için ciddi teşvikler (vergi ayrıcalığı, düşük faizli uzun vadeli kredi, karşılıksız finansman ve benzeri) yapılması koşuldur.”
Son Olarak
Sayın Neriman Cahit’in de benim gibi öneriler yaptığını biliyorum.
Benim ya da Neriman Hanım’ın önerilerinin dikkate alınıp alınmadığı, tümünün değilse bile bazısının uygulanıp uygulanmadığı konusunda bilgim olmadığından bir şey söyleyemem. Bildiklerim, önerilerin dikkate alınmadığını göstermektedir. Mesela genel ve tarafsız bir katalog yerine, bir örgütün hazırladığı ve yalnız üyelerini içeren bir antoloji ile yetinilmesini anlayamam. Her örgüt kendi antolojisini hazırlayabilir. Ama bunun geneli temsil niteliği olamaz.
Bir kez daha vurgulayayım: Frankfurt Kitap Fuarı’nın gerçek işlevi, sergileme değil, dünya kitap pazarına mekân olmadır.
Bu bakımdan sözünü ettiğim katalog/antoloji konusu yanında, Fuar’a bu yılki katılım konusunda basına yansıyanları ve konunun, Fuar’a kimin ya da kimlerin katılacağına indirgenmiş olmasını yadırgamadım desem doğru söylemiş olmam.
(Konu eğer bu şekilde ise), önemli bir fırsatı bir kez daha kaçırdığımızı söyleyebilirim.
Şunu da belirteyim ki Fuar dolayısıyle varlığını öğrendiğim kurulda, sivil toplum açısından kabul edilemeyecek ciddi bir temsiliyet hatası ve zaafiyeti vardır. Bu konuda söylenecek çok şey vardır.
Bu işin peşini bırakmaya niyetimiz olmadığını belirterek bugünlük bu kadarla yetinelim.