Güney Kıbrıs’ta Dimitris Hristofyas’ın başkan seçilmesi ile bir hareketlilik başladı.
Hareketlilikle birlikte Kıbrıs sorununun çözümlenebileceği yönünde umutlar pompalanıyor.
“Bu kez olacak, iki tarafta da artık doğru kişiler var, çözüm zamanı geldi. Anlaşırsa bunlar anlaşır” gibi sözler sıklıkla duyulmaya başladı.
Yabancı diplomatlar ise bayram çocukları gibi şen.
Papadopulos belli ki canlarını çok yaktı.
Gidişine çok sevindiler.
Yüzleri bir başka gülüyor.
Hristofyas’tan çok şeyler bekliyorlar.
Hristofyas’ın kabinesine de tam not verdiler.
Papadopuloscuların kabinede görevlendirilmemesini olumlu buldular.
Şu ana kadar Hristofyas’ın Tasos’a, DİKO ve EDEK’e karşı tutumunu da beğeniyorlar.
Onlara göre Hristofyas’ın “Seçim geride kaldı, şimdi ben başkanım. Kararları ben veririm yaklaşımı” doğru bir yaklaşım.
Bu kez bu işin biteceğini düşünüyorlar.
*
Cumhurbaşkanı Talat’ın BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon’a yazdığı mektup ise biraz keyiflerini kaçırdı.
“Zamanı mıydı, ne gerek vardı?” diye mırıldanıyorlar.
Bir de liderlerin çok fazla konuşmasından rahatsızık duyuyorlar.
Müzakerelerin medya aracılığıyla değil, yüz yüze yapılması gerektiğinin altını çiziyorlar.
Liderler konuştukça işleri zorlaştırdıkları görüşündeler.
Bunun için de bir an önce Talat ve Hristofyas’ı biraraya getirmek istiyorlar.
Ve tabii ki müzakerelerin başlamasını.
*
Ancak liderlerin söylemleri çok da cesaret verici değil.
Talat’la Hristofyas’ın söyledikleri neredeyse birbirine taban tabana zıt şeyler.
Talat ‘Garanti olmazsa olmaz’ derken Hristofyas garantilere karşı.
Eşitlik anlayışında farklar var.
Hristofyas tüm göçmenlerin evlerine dönme hakkından söz ediyor.
Sorunu işgal olarak niteliyor ve Türkiye’yi suçluyor.
Hristofyas, asker giderse sorun biter yaklaşımını ortaya koyuyor.
Talat’ın bunlara ‘Evet’ demesi çok mümkün değil.
*
Gelin, Hristofyas yemin ederek göreve başlarken neler söylemiş bakalım:
- Kıbrıs Cumhuriyeti’nin egemenlik ve bağımsızlığını, toprak bütünlüğünü temin edecek, yabancı güçler tarafından askeri müdahale hakkını engelleyecek bir çözüm. (Yani Garantilerin olmayacağı...)
- Çözüm, BM kararlarına dayalı ve AB müktesebatına uyumlu olmalı
- Göçmenlerin evlerine dönme hakkını veren bir çözüm.
- Türk askerinin adadan çekilmesi ve Kıbrıs Cumhuriyetinin askersizleştirilmesini öngören bir çözüm.
- Halkı, toprak bütünlüğünü, kurumları ve ekonomiyi birleştiren bir çözüm.
- İşgale ve yerleşiklere son verecek bir çözüm.
*
Hristofyas, 8 Temmuz mutabakatının hayata geçirilmesi için diyaloğa hazır olduğu mesajını verdi. Çözümsüzlüğün tek sorumlusu olarak da Türkiye’yi gösterdi.
Eşitlikten ne anladığını ise Kıbrıslı Türklere seslendiği şu sözlerinde ortaya koydu:
-Federal birleşik bir Kıbrıs Cumhuriyeti’nin eşit vatandaşı olarak Kıbrıslı Türklerin tüm haklardan yararlanacağını temin ederim.
Yani Hristofyas, toplumsal değil bireysel eşitlik mesajı verdi.
Hristofyas’ın Papadopulos’un söylemine benzer bir şekilde yaptığı bu konuşmasına bakarak “Bu iş olmaz” demek istemem.
Elbette ki önemli olan müzakere masasında nasıl bir pozisyon ortaya koyacağı.
Ve tabii ki Kıbrıslı Türklere dönük gerçek anlamda atacağı olumlu adımlar olup olmayacağı.
Bunları gördükten sonra daha kesin yargılara varılabilir.
Ama şu an itibarıyla işlerin çok kolay olmayacağını söylemek mümkün.
Her ne kadar özellikle yabancılar çok şen ve umutlu olsalar da..
Tamam, çok da karamsar olmamak lazım, ama hayalci de olmamalı.
Gelişmeleri ne fazla abartmalı ne de küçültmeye çalışmalı.
Olduğu gibi gerçekçi bir şekilde değerlendirmek en iyisi..
Bekleyip görelim.