Lefkoşa’nın surlar içerisindeki tarihi dokusu değişirken birşey yapmadık.
Terk ettik Lefkoşa’yı.
Bıraktık.
Evlerimizi kiraladık!.
Kimimiz pansiyona çevirdi.
Dükkanların kapılarına kilit vuruldu.
Bazı evler kaderlerine terk edildi.
Kaderine terk edilmeyip kiralananların bakım ve onarımı yapılmadı.
Ay oldu kimi zaman surlar içerisine girmedik.
Kimimiz yıl oldu.
Unuttuk orasını.
Koptuk.
Yaşam devam edip giderken, kimimiz geçim gaylesi ile koptu eski şehirden.
Kimimiz başka nedenlerle...
Ama koptuk.
Birşey yapmadık korumak ve geliştirmek için eski Lefkoşa’yı.
Oradaki kültürü ve alışkanlıkları yaşatamadık.
Organize olmadık, olamadık.
Planlı ve programlı bir şekilde sahip çıkma yönünde birşey yapmadık Lefkoşa’ya..
*
Ve birden ‘Çocuk Bahçesi’ Ankara Çağlayan Parkı olunca tartışma başladı.
‘Asimile oluyoruz’ diye kıyamet koparanlar oldu.
Televizyonlarda programlara konu edildi bu gelişme..
Parkın adından önce Çağlayan’da çok şey değişti asılında.
Bölgenin ismini aldığı ‘Çağlayan Bar’ ‘Gelik’ restaurant oldu.
Gençlik Gücü terk edilmiş bir görüntü veren binasında ayakta kalma mücadelesi verirken, ‘Oyna GG’ sloganını bilmeden yetişen genç kuşakların takımı olamadı.
Kıyısından, köşesinden bizim kuşak da yetişti Çağlayan’daki sinemalara.
Onlar bir bir yıkılıp yerlerine apartmanlar dikilirken sesimizi çıkarmadık.
Halbuki kaçı bu toplumun ilk aşkını orada gördü.
Sevdiğiyle ilk el ele tutuşmasını o sinemalarda yaşadı.
Bayram yeri idi bir zamanlar Çağlayan.
Şimdilerde fuar alanı oldu Bayram Yeri.
Ama, Çağlayan bölgesinde o kültürü yaşatacak, geleneksel şenlikler düzenlenmedi hiç bir dönemde.
Çağlayan’a doğru giderken Yusuf Kaptan sahasının karşısında yıkılmayı bekleyen açık hava sinemasını, “Bari bunu kurtaralım” diye sivil toplum inisiyatifleri oluşturulmadı.
Ne Londra Pastanesi kaldı Çağlayan’da, ne de biraz yukardaki Yıldızlar Restaurant.
Bir Saffet Anibal inatla kalmaya devam etti eski yerinde.
Budak Pastanesi de duruyor Çulluk’un hemen yanında.
Kaçımız buralar ayakta kalmaya devam etsin diye destek oldu bunca zaman.
Sahi Ali Korun’nun Bakkaliyesi’nin yerinde ne var bugün?
Yitip giderken birşeyler uzaktan seyrettik.
‘Çağlayan Parkı, ‘Ankara Çağlayan Parkı olmamalı’ diye şimdi tartışmaya koyulduk birden bire..
Lefkoşa’nın yeni sakinleri sessiz bir şekilde ya da farkında olmadan izlerken bugünkü tartışmayı, mutluluk içerisinde oynuyor o bölgenin çocukları ‘Ankara Çağlayan Parkı’nda..
Terk edilmiş park yeniden kazandırıldığı için mutlular onlar.
*
Kimisi “Tamam bugüne kadar hata yaptık sessiz kalmakla. Ama bir yerden başlamalı tepki koymaya yoksa ne olur halimiz” diyerek tartışılması gerektiğini savunuyor konunun!.
‘Çocuk Bahçesi’ ‘Ankara Çağlayan Parkı’ olursa kimliğimizin yitirileceği düşüncesi ile sesini
yükseltemek durumunda hissedenler var kendisini..
Lefkoşa surlar içi her geçen gün biraz daha yabancılaşırken eski sakinlerine, parkın ismi sanki sorunu çözecekmişcesine kimileri buna dört elle sarıldı.
Ben tepkinin abartılı bir şekilde ortaya konulduğunu düşünenlerdenim.
Ya da verilmek istenen mesajın amacını aştığını.
Hep işin özünün önemli olduğuna inanırım.
Şekilcilik yaparak değil, ama gerçekten inanıp sahip çıkarak insan birşeyler başarabilir.
Ya da birşeylere sahip çıkıp koruyabilir.
Bu arada Londra’nın köklü kulüplerinden Arsenal’in tarih yazdığı stadın adı kaç yıldır ‘Highbury’ değil, ‘Emirates Stadyumu’!..
Böyle değişiklikler dünyada da oluyor.
Sponsor olanların adı veriliyor...
Önemli olan toplumların ‘sözde’ değil, ‘özde ve inanarak’ değerlerine sahip çıkmalarıdır.
Sahip çıkmanın gereklerini yapmalarıdır.