1 Mayıs sabahı İstanbul’a indiğimizde neyle karşılaşacağımızdan habersizdik.
Ama İstanbul Atatürk Havaalanı her zamankinden farklıydı.
Pasaport kontrollerinin yapıldığı yerde uzun kuyruklar vardı.
Sorduğumuzda görevli polislerin 1 Mayıs nedeniyle Taksim ve çevresine kaydırıldığını öğrendik.
Toplam 30 bin polis 1 Mayıs’ta işçilerin Taksim Meydanına girişini engellemek için görev yaptı İstanbul’da.
Havaalanından çıkıp, bizi otelimize bırakacak arabaya bindiğimizde şoför bizi otele kadar götüremeyeceğini söyledi.
Otelin Taksim’deki oteller bölgesinde olması nedeniyle polisin oraya kimseyi sokmadığını anlattı.
E-5’ten otele doğru yol alırken trafik çok rahat akıyordu.
Belli ki 1 Mayıs gerginliği İstanbulluları tedirgin etmişti.
Herkes sokağa çıkmak yerine evde kalmayı tercih etti.
Dolapdere’ye geldiğimizde polislerle karşılaştık.
Filmlerdeki gibi, kıyafetleri robot görünümlü, tam teçhizatlı polisler Taksim’e doğru çıkan her yolu kapatmıştı.
Panzerler ve dozerler de dikkat çekiyordu.
Neyse, şoförün ifadesine göre ‘şanslıydık’ ve otele bizi bırakabileceği en yakın noktaya kadar gidebildik.
Sonrasında polislerin arasından geçerek otele vardık.
Eşim Nilgün polisler ve bölgedeki gergin havadan rahatsız olmuştu.
‘Buradan bir an önce uzaklaşalım’ dedi.
Hemen otelden çıkıp Beşiktaş’a gittik.
Amacımız Beşiktaş iskelesinden vapuru alıp karşıya, Kadıköy’e geçmekti.
Ama geçemedik. Vapurlar valiliğin emriyle çalışmıyordu.
Çaresiz Beşiktaş çarşısına yöneldik.
Çarşı bomboştu. Dükkanların birçoğu açılmamıştı.
‘Neden?’ diye sorduğumuzda, açık dükkan sahiplerinden biri, ‘Bugün 1 Mayıs, siz 1 Mayıs’ta İstanbul’da hiç bulunmadınız galiba’ dedi.
1 Mayıs’ta geçen yıl orada büyük olaylar çıktığını ve bir kişinin yaşamanı yitirdiğini anlattı.
Ve ekledi: Sizin yerinizde olsam otele döner ve dışarı çıkmazdım.
Tam o sırada az ileriden, Şişli’den kaçıp gelen bir kadın ve kızı, orada yaşananları anlattı.
Polisle göstericilerin çatıştığını söyledi.
Biz gerisin geriye otele yöneldik.
Ama otele geçebilmek ne mümkün.
Çemberin dışına çıktığımızdan bizi içeri sokmuyorlardı.
Polis, ‘Geçemezsiniz emir böyle’ diyor başka birşey demiyordu.
Sağdan soldan dolaşarak otele vardık.
Polis çemberinin içine girmiştik artık.
Atılan gaz ve göz yaşartıcı bombalar herkes gibi bizim de gözlerimizi yaşarttı.
Otele girdik ama gazetecilik dürtüsü rahat bırakmadı.
Eşime, ’Hadi çıkalım, ne olup bittiğine bakalım’ dedim.
‘Hem birşeyler de yeriz’ diye ekledim.
Çıktık. Bu kez polis çemberinin içinde ne olup bittiğini gözlemeye çalıştık.
Taksim meydanının en yakın noktasına kadar ilerledik.
Taksim meydanı adeta çelikten bir kafesin içine alınmış, çevresi de polislerle çevrilmişti.
Girmek mümkün değildi.
Nitekim göstericiler giremedi.
Havada gün boyunca helikopterler uçuştu. Ambulanslar hastanelere sürekli yaralı taşıdı.
Bölgedeki işyerlerinin çoğu açılamadı.
Tursitler ise olayları şaşkınlık içerisinde izledi.
Kimsi bavullarla oteline ulaşabilmek için neredeyse birkaç kilometre yürümek ve polisleri ikna için uğraşmak durumunda kaldı.
Birşeyler yiyebilmek için girdiğimiz Hacıoğlu’nda polis dışında müşteri yoktu.
Orada birşeyler atıştırıp, meydana girmeden ara yollardan İstiklal Caddesine yöneldik.
Caddeye giriş veren tüm ara yollar polis tarafından kapatılmıştı.
Caddede biraz yürüdük.
Az sayıda açık dükkan vardı.
Polisler sabah saat 04.00’ten itibaren bölgeyi kapatmışlar.
Geceyarısına kadar da kapalı tuttular.
*
Sonuçta devlet 1 Mayıs’ta Taksim meydanına kimseyi sokmadı.
Kimi yerlerde güç, Vali Güler’in dediği gibi kontrollü değil de kontrolsüz kullanıldı.
Ve Türkiye yine gergin ve olaylı bir 1 Mayıs’ı daha geride bıraktı.
Umalım, gelecek yıllarda 1 Mayıs Türkiye’de de olaysız, olgun ve çağdaş bir şekilde kutlanabilsin.
Ve yazıyı şu şekilde noktalayalım.
1 Mayıs’ta İstanbul’da olmak zor...