Ticaret Odası Asbaşkanı Alp Cengiz ALP aradı. Ekonomik konularda ‘Yumurta Kapıya Gelmeden’ harekete geçilmesinin önemine işaret etti. Doluydu. Cengiz Alp, “Çoğumuzun beklediği “ ÇÖZÜM VE AB YUMURTASININ ” altında kalmak ve ekonomik anlamda ezilmek hiçten değil. Ondan en iyi şekilde faydalanmak varken” dedi. Görüşlerini yazmasını istedim. Bugün köşemi Alp Cengiz Alp’ten gelen görüşlere bırakıyorum.
Hem simgesel bakımdan önemli hem de ekonomik bakımdan Lefkoşa surlar içine ciddi bir hareketlilik getiren Lokmacı kapısının açılması belirgin bir özelliğimizi bize bir kere daha hatırlattı “ YUMURTA KAPIYA GELİNCE HAREKET GEÇMEK ”.
Neyse ki geç de olsa Lokmacı konusunda bu bölge için tüm birimleri koordine edecek, bütçeleyecek, iş paylaşımını yapan ve zaman ve kaynak israfını önleyecek “ Lefkoşa Surlariçi İzleme, Koordinasyon ve Yönlendirme Kurulu ” oluşturularak iyi bir adım atıldı.
Ancak toplum olarak ihtiyacımız olan şey hayatın her alanında elimizi çabuk tutmayı öğrenebilmek ve “Yumurta Kapıya Gelmeden” azami faydayı sağlayacak ve olumsuzlukları asgariye indirecek önleyici önlemleri alabilmek. Çünkü bu sefer gelmesi muhtemel olan yumurta ekonomik açıdan Lokmacı’da önümüze gelenden çok daha büyük olabilir. Olası bir çözümün ekonomide yaratacağı olumlu gelişmeleri maksimize etmek ve bu gelişmenin muhtemel olumsuz sonuçlarını en aza indirebilmek için bir an önce harekete geçmeliyiz. Surlariçi için oluşturulan kurulun bir benzerini olası çözüm senaryosuna göre planlayıp oluşturmak ve çalışmaya başlamamız gerekiyor. Bu tür çalışmalar kısa vadede muhtemel senaryo gerçekleşmese bile zararı olmayan ve mutlaka kendi evimizin içini düzenlemek için iyi bir fırsat çünkü gerçekten ekonominin her alanında yığınla sorunlarımız var. Bunların bir kısmının “ Örneğin kendi para politikamız olamadığı gibi” dış etkenlerden kaynaklandığı doğru. Ancak içeride yapılabilecek ekonomik reformlar ve bunları yapabilmek için gerekli “KAMU REFORMU” iç dinamikleri harekete geçirecek ve bu da bizim iş dünyamızın ekonomik direncini ve rekabet gücünü artıracaktır.Bunun sonucu olarak üretim artacak, yatırım artacak ve milli gelir daha üst seviyelere taşınabilecektir.
İşte bütün bunların yapılabilmesi için önce sorunlarımızın “DÜRÜSTÇE TEŞHİSİ” gerekiyor. Bu sorunların kimin tarafından ne zaman ve nasıl başlatıldığına bakılmaksızın şeffaf ve dürüst bir şekilde tespit edilmeli. Çünkü başka türlü davranmak gibi bir lüksümüz yok. Ve bu yapılırken fotoğrafın içindeki esas aktörlerle çalışılmalı. Tüccar, sanayici, esnaf, çiftçi ve diğerlerimiz yani ekonomik sorunları günlük iş hayatında birebir yaşayan insanlar bu çalışmanın içinde olmalı. Gerçek ve sürdürülebilir ekonomik refahın ancak işadamının önünü açarak, onu yatırıma teşvik ederek, istihdam yapmasını sağlayarak, yurtdışına açılmasını destekleyerek, ona bir miktar global rekabet gücü kazandırarak mümkün olabileceğini hepimizin kabul etmemiz gerekiyor.
Mevcut ekonomik sorunların teşhisindan sonra bunların çözüm sırası bakımından ÖNCELİK SIRASINA GÖRE LİSTELENMESİ gerekiyor. Çünkü bunları çözmemiz için kaynaklarımız sınırsız değil. Üretime ilişkin sorunlar, ticarete ilişkin sorunlar, talebe-arza ilişkin sorunlar, negatif büyümeye geçişin yarattığı sorunlar, kamusal yapının hantallığı, piyasadaki nakit sıkışıklığının, para maliyetinin yükselmesinin, kamuda çalışılmasının dayanılmaz cazibesinin özel sektöre yarattığı emek rekabetinin ve şimdilerde buna eklenen susuzluğun, kuraklığın yarattığı ve yaratacağı ekonomik sorunlar. Tüm bunları acil, kısa, orta ve uzun vadelerde çözümlerini planlayarak ve çözüm için kaynaklarını göstererek planlamalı ve bir an önce harekete geçmeliyiz.
Yine şeffaf, dürüst, popülizm içermeyen , açık ve net, ekonomik akla ters düşmeyen SÜRDÜRÜLEBİLİR ÇÖZÜMLER üretmek gerek. Ve yine sorunların tespitinde olduğu gibi tüm taraflar ile birlikte. İlgili sivil toplum örgütleri, odalar, mesleki kuruluşlar hepsi yine fotoğrafın içinde olmalı ve zaten ordalar. Sadece bürokratik ve akademik düşünce ile üretilen ekonomik kararların, ekonominin pratiğinde her zaman en doğru karar olmadığı “BUGÜN İÇİNDE YAŞADIĞIMIZ DURUMDAN DA BELLİ”. İşte bu noktada pratiğin içinde olan işadamının yaratıcılığına gerçekten ihtiyacımız var.
Ve EYLEM PLANI. Uygulamayı cesur, kararlı, kaynak israfı olmadan gerçekleştirmemiz gerekiyor. Özel sektörün ekonominin merkezinde olduğunu unutmadan ve onu önemsizleştirmeye çalışmadan. Aksi takdirde gelmekte olan ve aslında çoğumuzun beklediği “ÇÖZÜM VE AB YUMURTASININ” altında kalmak ve ekonomik anlamda ezilmek hiçten değil. Ondan en iyi şekilde faydalanmak varken.
Cengiz Alp’in düşüncelerine ekleyeceğim birşey yok. Ekonominin içinde olan biri olarak elimizi çabuk tutmamızı istiyor.
Yumurta kapıya gelmeden harekete geçmenin önemine işaret ediyor.. Haklı... Daha fazla zaman kaybına tahammül yoktur.