Mağusa Tıp Merkezi’nde Doktor Hürkan Harutoğlu ilk muayenemi yaptı.
Hürkan Harutoğlu Kulak, Burun Boğaz uzmanı .
Kendi alanını ilgilendiren bir sorun göremediğini söyledi.
Doktor Harutoğlu, “Sende büyük bir olasılıkla reflü var” dedi.
Doktor Selçuk Çağsın’ın beni muayene etmesini önerdi.
Selçuk Bey muayene yaptıktan sonra ‘Reflü’ ön teşhisi ile ileri tetkik istedi.
Beni Doktor Umut Altunç’a yönlendirdi.
Umut Altunç genç bir doktor.
Dünyada yeni yeni kullanılmaya başlayan reflünün teşhisini sağlayan yeni bir teknolojinin buradaki uygulayıcısı.
Alet, burnunuzdan midenize indirilen bir kablonun elde ettiği değerleri ‘Hard Disc’e 24 saat boyunca kaydediyor.
Bunun sonucunda da ‘Reflü’nüz var mı yok mu belli oluyor
*
Reflü mideden kaynaklanan bir rahatsızlık.
Doktor Altunç “İlginçtir, reflü birkaç aylık bebeklerde bile görülüyor” dedi.
Umut Bey çocuk doktoru olmasına rağmen bu konuda da çalışmalar yapıyor.
Reflü, genetik olarak ortaya çıkıyor.
Ve tabii ki stres ve beslenme alışkanları bunu tetikliyor.
Bizim de yaptığımız iş bayağı stresli olunca ister istemez etkileri bir şekilde ortaya çıkıyor.
Neyse randevulaştığımız gibi Doktor Umut Altunç’la saat 08.30’da Mağusa Tıp Merkezi’nde buluştuk.
Doktor Altunç, “Seni bugün biyonik adam yapacağız” dedi.
Büyük bir hassasiyetle gerekli işlemleri yaparak cihazı taktı.
Kaydedici cihaza bağlı kablo, burundan girilmek suretiyle yemek borusundan midenin girişine indirildi.
Kablonun üzerinde bir mide girişinde, bir de yemek borusu başlangıcında iki tane algılayıcı var.
Bu algılayıcılar aracılığıyla midenin girişinde ve yemek borusu başlangıcındaki asit değerleri 24 saat boyunca kaydedilecek.
Siz bu satırları okurken ise cihaz üzerimden alınacak ve ortaya çıkan değerler Doktorlar tarafından yorumlanacak.
Benden istenen rutin bir şekilde günü yaşamam.
Gerginliklerle ve yoğunluklarla…
Kızgınlık ve sevinçlerle..
Çok kolay olmayacak gibi.
Boğazınızda sürekli takılı duran bir şeyleri hissederek her şeyi normalmiş gibi yaşamaya çalışmak çok kolay değil.
Ama insan her şeye alışıyor.
*
Sağlıkla ilgili sorunlarla karşılaştıkça insan sağlığın önemini bir kez daha anımsıyor.
İlla ki insanın vücudu bir şekilde haber verecek ki bu anımsansın.
Yoksa normal koşullarda insan yaşamın koşuşturması içinde kendini ve tabii ki sağlığını ihmal ediyor.
Hiç bitmeyecekmiş gibi bir koşuşturmaya kendini kaptırmayan var mı?
Yoktur sanırım.
Hepimiz bir şekilde kaptırıyoruz.
Oradan oraya savruluyoruz
Geçim gailesi, yarın endişesi herkesi bir koşuşma içine sokuyor.
Bu koşuşma içerisinde kimi zaman haksızlıklara, olumsuzluklara isyan ediyoruz.
Kimi zaman da gereksiz kavga ve çekişmelerin bir parçası olarak kendimizi buluyoruz.
Ve hep yaşamın sınırlı olduğunu unutuyoruz.
Yaşanması gereken güzellikleri ve sevdiklerimizi hep ihmal ediyoruz.
Yaptıklarımızın yanlış olduğunu bilmemize rağmen yine de yaşam kavgası ve koşuşturması içinde hatalara devam ediyoruz.
Kırıp, kırılmaya, kimi zaman üzüp üzülmeye.
Sonuçta yaşam da bu galiba.
Bile bile ‘lades’ olarak yaşamı sürdürüyoruz.
İşleri zorlaştırarak hayatı yaşıyoruz.
İşin kolayını, güzellikleri yaşamayı hep bir başka bahara erteleyerek yaşlanıyoruz.
Geriye dönüp baktığımızda geride hep keşkeler ve pişmanlıklar kalıyor.
Buna rağmen koşuşmaya devam ediyoruz.
Yaşam illa ki böyle yaşanacak.
İşin kolayı ve güzel tarafları dururken zora sokularak.
Bile bile ‘lades’ olunarak.