Önceki gündü babalar günü.
Pazar günü..
Kimimize göre ekonomik ilişkiler bütününde tüketim toplumu olmanın bir dayatması ya da oyunu babalar günü.
Kimimize göre değil.
Sonuç olarak ne isterse olsun babalar da özel bir günü hak ediyorlar fazlasıyla.
Aslında insan her zaman anne ve babasına karşı saygı ve sevgisini, dayanışmasını göstermeli.
İçten, istereyerek ve severek..
Sadece belli gün ve vesilelerle değil.
Herkesin babası özeldir biliyorum.
Benim ki de öyle.
Dönüp bakıyorum da şöyle bir geriye ne çok şey öğrenmişim babamdan.
Ona teşekkür ediyorum.
İnsanın her ne yaşta olursa olsun babasını fiziken olmasa da yanında hissetmesi ona ayrı bir güç ve güven katar.
O his bile yeterlidir insan için.
Akıncılar’daki çocukluk günlerimde hem babam hem de öğretmenin oldu.
Zordu öğretmen çocuğu olarak büyümek.
İlkokul sıralarında bunun sıkıntısını çekmedim dersem yalan olur.
Gerçekten büyük sıkıntıydı. Örnek olmak ve dikkatli davranmak.
Yaşınız onikinin altında ve çocuksunuz siz de diğerleri gibi.
Ama öğretmen çocuğu olmak sorumluluk yüklüyordu bizlere babama göre..
Ve biz her çocuk gibi davranamazdık.
Hata yapma lüksümüz çok yoktu.
Okulda birileri ceza alacaksa bir nedenden biz de nispet olsun diye diğerlerine bir köşesinden cezalandırılabilirdik her an.
Ha, şikayetçi miyim?
Hayır değilim. Ve benim kişiliğimin sorumluluk ve yurtseverlik duyguları ile şekillenmesine yaptığı katkılar nedeniyle müteşekkirim babama.
Bireyci olmadı babam hiçbir zaman. Bireysel kurtuluşların peşinde koşmadı.
Ailesini zora soktuğu anlar oldu ama hem toplumsal yaklaştı olaylara.
Akıncılar’da ortaokul kapanmasın ve köy ortaokulsuz kalmasın diye kız kardeşimi orada okuttu. Onu çok istemesine rağmen kolej sınavlarına koymadı.
Akıncılar’ın Akdoğan’a göç ettiği ve nüfusun köyde gözle görülür oranda düştüğü günlerdi o günler.
Örnek olunmalı ve köydeki yapı korunmalıydı. Kızını kırma ve bugün hala daha bunun için zaman zaman suçlanma pahasına bunu yaptı babam.
*
İlkokul öğretmeniydi. Benim de öğretmenim oldu. Beni bir yana koyun, ondan eğitim alanlar iyi öğretmen olduğunu söylerler. İlkokul öğretmeni olmasına rağmen başarısı nedeniyle Eğitim Bakanlığı onu Akıncılar Ortaokulu’nda görevlendirdi 70’li yılların sonunda..
Hatta bu okulda Müdür vekilliği filan yaptı görevlendirme olarak.
Zor bir yüktü. Sembol olmuş bir ortaokulu ayakta tutmaya çalıştı.
Daha sonra Türk Maarif Koleji’nde görev yaptı. Ve buradan ilkokul öğretmeni kadrosundan emekli oldu. Orta eğitimde kendisine yaptırılan hizmetlerin karşılığı kuru bir teşekkür olarak kaldı.
Hakkı yendi mi? Evet yendi. Ama kimseye kırılmadı, küsmedi.
*
Dönüp bakıyorum da şöyle bir geriye Akıncılar Gençlik Kulübü başkanlığında bulundu yıllarca. Yönetim Kurulu’nda görev yaptı 1976’ya kadar.
Büyük bir özveriyle çalıştı kulüp için.
Onu gölge gibi izlerdim o dönemlerde. Gözüm üzerindeydi her zaman. Bütün maçlara birlikte giderdik. Ama o ister, istemez benim için fark etmezdi. Bir şekilde takılırdım peşine..
Karşılık beklemezdi yaptığı işler için.
Ondan dürüst olmayı, yalandan dolandan uzak durmayı öğrendim.
Hak etmediğim hiçbirşeye elimi uzatmamayı!
Çok çalışmayı. Kişisel çıkar peşinde koşmamayı. Bölücü değil birleştirici olmayı ve bu toprakları sevmeyi..
İnsanın onuru ile anlı açık yaşamasının olmazsa olmaz önemini.
Ben de bugün babayım. Ve ondan öğrendiklerimi çocuklarıma aktarmaya çalışıyorum.
Ve onun varlığı bana güç veriyor.
Hürriyet Gazetesi’nden Tufan Türenç yazmıştı sanırım. Babaların bir dağ gibi olduğunu insanın arkasında.
Ben de onu arkamda koskocaman bir dağ gibi hissediyorum.