Dünya çok ciddi bir değişim ve dönüşüm içindedir.
Bu değişim ve dönüşüm yaşanırken diğer yandan da yeni dünya koşullarında pay sahibi olma kavgası da devam ediyor.
Yeni dünya koşullarında kim daha etkin olacak mücadelesi yapılıyor.
Gürcistan’da yaşananlar bu mücadelenin en önemli parçalarından biridir.
İran’la ABD arasında sürüp gitmekte olan çekişmenin altında da paylaşım kavgası yatmaktadır.
Paylaşım kavgasının altında ise enerji kaynaklarına hakim olma hedefi vardır.
Türkiye bu paylaşım kavgasının odak noktalarından biridir.
Kıbrıs da bulunduğu bölge itibatıyla önemli bir stratejik konuma sahiptir.
Bunun için de Kıbrıs’ın geleceğiyle ilgili kararlar verirken, arayışlar içine girerken, dünyadaki değişim, dönüşüm ve paylaşım kavgasını çok iyi algılamak gerekir.
*
Dünyada ne olup bittiğini doğru algılayabilmek için dünyayı bilen ve gelişmeleri doğru okuyan ekiplere gereksinim vardır.
Bunun için de ülkenin yönetiminde söz sahibi olan ve olma iddiasında bulunan siyasi partilere büyük görev ve sorumluluklar düşmektedir.
Partiler öncelikle kendi iç yapılarını ve karar alma mekanizmalarını gözden geçirmek zorundadırlar.
Mevcut yapıları ile bırakın dünyadaki değişim, dönüşüm ve paylaşım mücadelesini algılayıp buna göre düşünce ve stratejiler geliştirmeyi, günlük sorunların aşılmasına dönük politikalar dahi geliştiremiyorlar.
Bunun nedeni partilerin karar alma mekanizmalarının yapısıdır.
Bu mekanizmalar parti liderlerine yakınlık ve partiye verilen hizmet esas alınarak oluşturuluyor.
Bilgi birikimi, uluslararası deneyim ve kariyer önemsenmiyor.
Siyasi partilerde içlerinde ekonomi uzmanlarının ya da hukukçuların olmadığı parti merkez karar organları olanlar vardır.
İktidarda olsun, muhalafette olsun fark etmez.
Durum hemen hemen aynidir.
Konusunda uzman, dünyayı bilen, uluslararası rekabet koşullarını esas alarak plan, program ve projeler üretebilecek kişilere mevcut koşullarda siyasetin karar alma mekanizmalarında yer yoktur, dahası mevcut yapı buna engeldir.
Siyasi partilerin oluşumu ve çalışma şekli buna izin vermemektedir.
Değişimin temsilcisi olma iddiasında olan siyasi partiler bile böylesi bir yapılanmaya açık değildir.
Partilere gelenekçi bir düşünce anlayışı hakimdir ve lider egemenliği söz konusudur.
Partilerin öncelikleri arasında dünyadaki değişim, dönüşüm ve paylaşım mücadelelerini dikkate alarak ülkenin sorunlarına çözüm üretecek politikalar geliştirmek yoktur.
Politika şark anlayışı ile yapılmaktadır.
Bunu da en iyi yapan seçimi kazanmaktadır.
Seçim dönemleri vaadlerin yapıldığı, bol keseden uçulan dönemlerdir.
Seçim bitince bunlar unutulur.
Hesap soran da yoktur.
Siyasi ilişkiler daha feodal bağlarla şekillenmektedir.
Ülkenin geleceğiyle ilgili kararların alınacağı makam ve mevkilere de atamalarda partiye ve lidere bağlılık esas alınmaktadır.
Böyle olunca da ülke başarısızlıklara mahkum edilmektedir.
Ve günün sonunda yapılamayanların ya da başarısızlıkların açıklanması sırasında izolasyonlar ya da ambargoların arkasına saklanılmaktadır.
Olay bu kadar basite indirgenebilmektedir.
*
Sonuç olarak, Kıbrıs Türk halkı böylesi bir anlayış ve yönetim tarzı ile dünya ile entegre olamaz.
Bu mümkün değildir.
Bu ülkeyi idare etme iddiasında olan siyasi partiler kendi iç yapılarını gözden geçirmek ve kendilerini ciddi bir şekilde yenilemek durumundadırlar.
Bu yenilik sözde değil özde olmak zorundadır.
Dünyayı bilen, anlayan, birikimli insanlar siyasetin içine çekilmelidir.
Halk da bunu talep etmelidir.
Böyle gidemeyeceği artık belli olmuştur. Zaman siyasi hesapların ya da kişisel çıkarların esas alınarak kararlar verilmesi zamanı değildir.
Zaman dünya ile entegre olabilecek, uluslararası rekabete açık bir yapı oluşturma zamandır.
Bugün bile geç kalınmıştır, yarın çok geç olacaktır.