Kıbrıs konusunda yeni bir süreç resmen başladı.
Ara bölgede dün gerçekleşen liderler zirvesi ile birlikte kapsamlı müzakerelerin kapısı açılmış oldu.
Böylece liderler açılan kapıdan geçtiler ve tünelin içine girdiler.
Öyle görülüyor ki bu tünelden çıkış çok kolay olmayacak.
Tünelin çıkışı ancak kapsamlı bir çözüm planının ortaya çıkması ile mümkün olacak.
Kapsamlı çözüm planının hayata geçirilmesi ise iki halkın ayrı ayrı ve eş zamanlı gidecekleri referandumda verecekleri karara bağlı olacak.
Yani sonuçta son sözü halklar söyleyecek.
Varılacak mutabakat metnine halklar onay verirse Kıbrıs’ta Birleşik Kıbrıs dönemi başlayacak.
Vermezse de dünya “Bu iş demek ki olmuyor. O zaman başka ne yapabiliriz” diyebilecek noktaya gelecek.
Yani yeni arayışlar ister istemez gündeme gelebilecek.
Başlayan kapsamlı görüşme süreciyle birlikte tarafların masadan kaçması çok kolay olmayacak.
Biri bir şekilde masadan kalkarsa bunun bedeli çok ağır olacak.
Böylesi bir bedeli de, ne Talat ne de Hristofias ödemek ister.
Belki de bunun için masadan kaçan taraf değil de, kaçıran taraf olmaya çalışacaklar.
Ancak öyle görülüyor ki liderler yola iyi niyetle çıkıyor.
Ve niyetleri görüşmeleri kapsamlı bir çözüm planı ile noktalamak.
Dünkü görüşme sonrasında verdikleri mesajlarda, sorunu en erken bir zamanda çözmeyi hedeflediklerini gösterdiler.
Söylediklerini vücut dilleri ile de desteklediler.
Çok samimi ve sorunu çözme konusunda kararlı bir fotoğraf verdiler.
Bunlar işin güzel ve umut veren tarafları.
Ama ortaya koydukları kapsamlı çözüm hedefine ulaşmaları öyle çok kolay olmayacak.
Talat ve Hristofias’ı zor, sıkıntılı ve gergin bir süreç bekliyor.
Ancak iki liderin bugüne kadar ortaya koydukları performans bu zorlukların aşılabileceği konusunda umut vaad ediyor.
Talat-Hristofias görüşmelerinden “Bu kez birşey çıkmaz” denilmesine rağmen, her zaman süreci bir adım ileri götürecek sonuçlar çıktı.
Bu da, iki liderin ‘Son şans’ olarak nitelendirilen bu süreçten başarıyla çıkabilecekleri düşüncesini kuvvetlendiren bir etken oldu.
Bakalım göreceğiz.
Ancak tarafların pozisyonları temel konularda şu an itibarıyla birbirinden çok uzak.
Ortaya koydukları benzer kavramların içini bile farklı farklı dolduruyorlar.
Peki bu, umutsuz olmak için bir neden mi?
Bence değil.
Sonuçta 11 Eylül’le birlikte farklı pozisyonların yakınlaştırılabilmesi için ciddi bir pazarlık dönemi içine girecekler.
Sürecin nasıl bir seyir izleyeceği de pazarlıkların başlaması ile birlikte netleşecek.
Bu arada içte hep birlikte yarın çözüm olacakmış gibi hazır olunması yönünde ciddi bir seferberlik başlatılmalıdır.
Bu konuda da herkese görev ve sorumluluklar düşecektir.
Kolay olmayacağı kesin olan bu sürecin sonunda her ne olacaksa, eminin ki Kıbrıs’ta hiçbirşey eskisi gibi olmayacaktır.
Bu bilinçle hareket edilmelidir.
Liderlerin girdiği tünelin çıkışında yeni bir dönem bizi bekleyecektir.
Yeni döneme bugünden hazırlanmaya başlayalım.
Ve sürece bir şekilde koyabileceğimiz katkıyı koyalım.
Unutmayalım ki bu süreçin sonunda ortaya çıkacak sonuç hepimizi etkileyecek.
Görüşmeler hayırlı olsun.