Biz kendimize farklı bir dünya kurduk.
Ya da birileri böyle bir dünyada yaşamamızı uygun gördü!
Sorunlarıyla, bunlara aranan çözüm modelleriyle dünya gerçeklerinden ve koşullarından farklı!
Rekabet koşullarından uzak, kendine özgü ve uluslararası standartlarla örtüşmeyen..
Dönem dönem lale devirlerinin, ardından da mutlaka krizlerin yaşandığı..
Kendi modelimiz!.
Sorunlarıyla ve çözüm modelleriyle, insan ilişkileri ve kavgalarıyla.
Çalışmayan, üretmeyen, tüketime bağlı, kaynak sıkıntıları içinde boğuşan..
Bunun sonucu da neredeyse bir birinin boğazına sarılma noktasına doğru sürüklenen sektör ve insanların yaşadığı.
Ekonomik sektörlerinin tümünün batma aşamasına geldiğini söylediği, öte yandan sendikaların hükümetle ya da birbiri ile didiştiği bir düzen.
Resmin bütününü göremeden ya da görmek istemeden herkesin kendi çıkar alanını koruma içgüdüsü ile hesaplar yaptığı.
Bu nedenle de ‘pireler için yorganların’ yakıldığı bir model.
*
Kıbrıs’taki varoluş kavgasının belki de bir sonucudur yaşananlar.
Ödenen bedeller ya da ödenmeye devam edilenler..
Bugünkü yaşam modeli ve yaşanan sorunlar da ödenmeye devam eden bedelden biridir.
Farkında olarak ya da olmayarak.
Belki yıllardır süren izolasyonlar altındaki yaşamın doğal bir sonucudur yaşananlar..
Belki de çok fazla bir nüfusa sahip olmayışımızın.
Birçok şeyin dost, arkadaş, yoldaş ya da partidaş ilişkileri esas alınarak belirlenmesinin nedeni bundandır belki de!.
Ya da toplumun kamplara bölünerek yönetilmesinin!
Kavram ve değerlerin bunun için bir araç olarak kullanılmasının..
Kavram kargaşası yaratılarak, sapla samanın karışması da bundandır..
Değerlerin paspas edilmesinin, sevgi, saygı, hoşgörü ve anlayışın ortadan kalkmasının nedeni de budur belki.
Ve daha birçok şeyin!
*
Neden mi yoksa doğal bir sonuç mu bunlar?
Yoksa her ikisi de..
Kuşkusuz birçoğumuzun tercihi değildir böylesi bir yaşam tarzı..
Bundan dolayı da neredeyse herkes şikayetçidir!
Ama şikayet edenlerin ne kadarının gerçekten değişimi istediğidir önemli olan!
Sözde değil de özde, uluslararası standart ve koşullarda bir yaşama geçişi arzuladığı!
Laf ola değil, somut adımlar atarak, bunu bir yaşam tarzı olarak benimseyip kavgasını vererek!
Yoksa “Değişim olacaksa olsun ama başka bir yerlerden başlasın bir görelim bakalım” diye düşünerek değişim yaşanmaz.
*
Herşeyi sözde isteyip iş yapmaya gelince bunun neden yapılamadığına ilişkin onlarca neden sıralanmasından ben bıktım.
Hep bir nedeni vardır ‘Doğru’ birşeylerin yerine ‘Yanlış’ yapılmasının..
Bazen bunun nedeni çok hayatidir, bazen insani, bazen de çıkar ilişkileri ve başka bağlantılardır.
Ama bir neden vardır mutlaka.
Yapılmayanları dün eleştirenin bugün eleştirilen olması da umutları tüketen nedenlerden biridir.
Birşeylerin değişmeyeceği düşüncesini pekiştirerek!
‘Böyle geldi, böyle gider’ sözünü doğrularcasına.
Böylece umutları yok ederek.
*
Yeterince bedel ödendi artık bu ülkede.
İnsanlar artık kendi çıkar alanlarını bir yana bırakıp fotoğrafı bir bütün olarak görmeli.
Bunun için önce herkes aynaya bakarak başlamalı yeniden umut aramaya.
Kendisini değiştirerek.
Takıntı ve önyargılardan kurtularak.
Özeleştiri yapma becerisini geliştirerek.
Böylece herşeyi sorgulayabilecek eleştirebilecek bir yola girmenin ilk adımını atmış olur insan.
Bu da tükenişin yerine yeniden dirilişi koyar.