İngiliz Toprağındaki bizim ağıllar birer ekonomik kale. Birer mevzi. Borçlandık, harçlandık bu mevzileri yaptık. Şimdi kaderimizle baş başa bırakıldık. Ne acıdır ki Rumlar her gün ağıllarımıza gelip büyük paralarla satmamızı teklif ediyorlar. Geçen gün bana tam bir buçuk milyon Kıbrıs Lirası teklif ettiler. Söyleyin biz daha ne kadar dayanacağız?”
Kıbrıs küçük.
Kuzey Kıbrıs daha da küçük.
Eğer ulaşmak isterseniz çok sınırlı zaman dilimi içerisinde ulaşmak istediğiniz yere ulaşırsınız.
Uzunca bir süredir Beyarmudu köyünden büyük hayvancılık yapan üreticilerden çağrı alıyorum.
“Derdimiz var, gel bizi dinle. Sesimizi duymak istemeyenlere duyur” diyorlardı.
Şunu çok iyi bilirim, uzaktan tedavi, hariçten gazel okumaktan beterdir. Sorun varsa gideceksiniz göreceksiniz. Sorunu olan insanların sorunlarına yerinde ortak olacaksınız.
Önceki gün Beyarmudu’nda gittim.
Beyarmudu’ndan yaklaşık dört buçuk saat kaldım.
Anlattılar dinledim.
Sorunları yerinde gördüm.
Aklıma gelen soruları sordum. Yanıtları gene dinledim.
En son köyden ayrılmadan anlatılanları köyden başkalarıyla da konuşup bilgilerin üzerinden bir dikiş daha geçtim.
Çok ilginç gözlemlerim oldu.
Öyle fotoğraflar çektim ki o görüntüler binlerce sözcükle anlatılamayacak özelliklere sahip.
O gözlem ve görüntülerimi çok büyük olasılıkla Pazar günü sizlerle paylaşacağım.
Bu gün size KKTC sınırları dışında İngiliz Üsler Bölgesi içinde kendilerine ait topraklarda büyük baş hayvancılık yapan yirmi kadar Beyarmudulu hayvancının ekonomik derdini yazacağım sadece. Daha doğrusu, “Vatan ve millet” için hayvancılık yapmak için yola çıkarıldıktan sonra içine düştükleri çok büyük mali çukurda çırpınışlarını yazacağım.
* * *
Söylenilen yaldızlı lafları boş verin. Hayvancının hali genelde dumandır.
Ne süt parası ne de arada satılan kasaplık büyük baş hayvanlar hayvancının gerçek anlamda ayakta durmasına yetmiyor.
Hele bir de borçlu kısılan hayvancı hapı yutmuştur.
Genel durum bu iken Beyarmudu’ndaki “dert sahibi” hayvancıların yarası daha da derin.
Sene 1990’lı yılların sonu... Bu insanların hayvancılıkla uzak yakın ilişkisi yoktu.
Hayvanlarla bağları kasaptan aldıkları et kadardı neredeyse.
Birileri “Siz hayvancı olacaksınız” dedi. Yer olarak da üsler bölgesinde, stratejik önemi olan toprakları işaret ettiler.
“Emir demiri keser” derler ya... Bu insanlar da emre itaat ettiler. Paraları yoktu. Köy kooperatifinden kredide verildi.
Öyle ufak tefek ağılda yapmadılar.
Kocaman kocaman kale gibi ağıllar yaptılar.
Ağılarının bulunduğu bölge nedeniyle haklarında çeşitli iddialar da yapılmadı değil.
Onlar mevsimlik iddialardı.
Geldi geçti.
Yirmi dolayında hayvancı zengin olmadı.
Para kazanmadılar ama dert satın aldılar.
Cüzdanları kabarmadı, ama borçları, dertleri kabardı.
Borçları toplam olarak yaklaşık altı milyon YTL oldu.
Verdikleri süt için köy kooperatifine gelen para her ay 500 bin YTL. İlk bakıştan fena sayılmayacak bir para. Ama bu para yem ve öteki giderlerini ya karşılıyor, ya karşılamıyor.
Biraz kalırsa borçlarına kesilir.
Kesilmesine kesiliyor da borcuk faizini bile karşılamıyor.
“ Borcumuzu bağışlayın demiyoruz ama bize yardım edecek yolu” bulun diyorlar yetkililere.
“Bizi bu işe bulaştıranlar şimdi uzaktan seyrediyor” derken söylediklerinden fazlasına vurgu yapıyorlar aslında.
Aralarından biri derin bir ah çektikten sonra üzerine basa basa şunları söyledi: “İngiliz Toprağındaki bizim ağıllar birer ekonomik kale. Birer “mevzi”. Borçlandık, harçlandık bu “mevzileri” yaptık. Şimdi kaderimizle baş başa bırakıldık. Ne acıdır ki Rumlar her gün ağıllarımıza gelip büyük paralarla satmamızı teklif ediyorlar. Geçen gün bana tam bir buçuk milyon Kıbrıs Lirası teklif ettiler. Söyleyin, biz daha ne kadar dayanacağız?”
Köy kooperatifinden yetkililerle de görüştüm.
Hayvancıların haklı olduğu söylendi.
Haklıysalar kitabına uygun çare üretilsin.
Lefkoşa’dan kooperatife kumanda çatlatmak kolay. Sorumlu konumda olanlar çıkıp gitsinler ve bu insanların derdini yerinde dinlesinler. O zaman yazdıklarımın ne manaya geldiğini çok daha iyi anlayacaklar.
Günün sözü:
Acıyı, eli taşın altıda olan çeker