Öyle anlaşılıyor ki, önümüzdeki günlerde birçok işyerinin “çalışma saatleri” değişecek...
Daha doğrusu, bazı yasaklar ve kısıtlamalar gelecek...
“Supermarket”ler, geceleyin en geç saat 20.00’de kapanacak, Cuma ve Cumartesi günleri ise 21.00’e kadar çalışabilecek.
Pazar günleri de, elli metrekareden büyük olan marketler tam gün kapalı olacak...
Bakanlar Kurulu’nun geçen Çarşamba günü bu konuda karar alması bekleniyordu.
Ancak konu gelecek haftaya kaldı. Buna karşın Hükümet’in tavrının “Pozitif” olduğu açıklandı.
Aslında bu konu; Küçük Esnaf ve Zanaatkarlar Odası tarafından pişirilip kotarıldı. Çalışma Bakanı Sonay Adem de buna dört elle sarıldı ve bir anda kendimizi anlamsız, gereksiz bir tartışmanın içinde bulduk.
Belli ki; Sonay Adem “inatçı”lığını tıpkı Sosyal Güvenlik Yasası’nda olduğu gibi sürdürürse, Hükümet bu kararı alacak ve kuaförler bile Pazar günleri açık kalamayacak.
Oda Başkanı Hürrem Tulga’nın açıklamalarında, marketçilikteki monopolleşme, bakkalların korunması ve market çalışanlarının özlük hakları öne çıkarılıyor...
Oda; bu üç argümanı öne sürerken, “Pazar günleri küçük bakkallara nefes aldıralım” demektedir.
Yani, büyük marketler kapalı olunca, elli metre kareden küçük olanlar çalışacak ve “Bakkallar” kurtulmuş olacak...
Oda’nın kendi üye tabanına yönelik koruyucu tavrını anlamak mümkündür.
Peki ya Hükümet’in tavrı?
Son birkaç yılda her köşe başında açılan ve süt ile ekmek ağırlıklı satış yapan sağlıksız “Bakkalkondu”ları savunuyor mu Hükümet?
Bu konuda bir “anket” yaptı mı?
Kırsal ve kentsel nüfusun; alışverişini daha çok nerelerden ve hangi zamanlarda yaptığını belirledi mi?
Devlet memurlarının alış veriş eğilimlerini ortaya çıkarmak için bir çalışma yaptı mı?
Kayıt dışı nüfusun bakkal alışkanlığını saptadı mı?
Yoksa; “Kapat gitsin” anlayışı ile bütün sorunlardan kurtulacağını mı sanıyor?
Marketler yasak yolu ile kapatılınca oralarda çalışan emekçiler kurtulacak mı?
Monopolleşen yüzsüz tüccarlardan kurtulacak mıyız?
Hele küçük aile işletmelerinin bu “yasak”la baş etmesi olası mı?
Hükümet; bu ülkedeki “KOBİ” yapısını inceledi mi?
Aile işletmelerinin feci durumunu ortaya koyacak araştırmalar yaptı mı?
Yapsa; bu gibi yerlerin ayakta durabilmek için, haftanın yedi günü çalışması ve daha çok iş üretmesi gerektiğini bilecekti.
Market emekçilerine gelince...
Bu konunun en can yakıcı tarafı bu...
Hükümet; bu emekçileri korumak için başka yollara başvurabilir.
Hatta; sadece marketlere yönelik basit bir yasa bile çıkarabilir.
Buradaki çalışma saatlerini ve çalışanların haklarını detayları ile belirleyebilir.
Hatta marketlerin duvarına, tıpkı ABD’de olduğu gibi kocaman bir levha asarak çalışanların haklarını herkese ilan etmek zorunluluğu bile getirilebilir.
Rum tarafında olduğu gibi tezgahtarlara yönelik özel asgari ücret bile belirlenebilir.
Ancak Hükümet bunları araştırmak ve konuyu bir bütün olarak ele almak yerine “Yasak” koymayı tercih etti.
Yani işin kolayına kaçtı...
Emekçilerin çalışmasını önlemek için pazarları “Sokağa çıkma yasağı” koymak gibi bir şey bu...
Hele meseleye “Tüketiciler” açısından hiç bakmadı...
Uyguladığı “Liberal” ekonomik politikalar çerçevesinden de konuya hiç yaklaşmadı.
Gelelim, monopol tehlikesine...
Hükümet, bu konu ile doğrudan savaşmaktan kaçındı. Belli ki bazı sermaye gruplarını karşısına almaktan korktu. AB’nin “olmazsa olmaz”larından biri olan anti-monopol yasasını çıkarmak yerine toptan yasaklarla marketçilikteki monopol gücünü kıracağını ve küçük bakkalları kurtaracağını, sonra da bunların oylarını toplayacağını sandı.
Kısacası; bu işi de yüzüne gözüne bulaştırdı.
Bir kez daha bize; sorun çözmek yerine sorun üretmek konusunda “maharetli” olduğunu gösterdi.
Boş işler bunlar, boş...