Yaşadığımız coğrafyanın yakınlarında; tahminimizin çok ötesinde, bizim gibi dünyada tanınmayan topluluklar var...
Kafkaslarda, Balkanlarda; özerklik talep eden, büyük bir devletle birleşmek isteyen, ayrı bağımsız bir devlet olarak tanınmak için çırpınıp duran, ya da federasyona razı olan bu “tanınmamış” yönetimlerin sayısı hiç de az değil...
Hatta bu “tanınmamış” yönetimlerin örgütlü bulundukları, kısa adı UNPO (Unrepresented Nation and Peoples Organization) olan bir uluslararası kuruluş bile var...
“Temsil Edilmeyen Milletler ve Halklar Örgütü” adını taşıyan bu organizasyon; tanınmayan, hatta işgal altındaki topraklarda yaşayanların insani ve kültürel haklarını savunuyor, şiddet dışı çözümler üzerine çalışmalar yapıyor.
“Tanınmamış”ların yakın coğrafyamızdaki en ilginç örneklerini; Abhazya, Güney Osetya, Pridnestrovya ile Transdinyester Cumhuriyeti olarak sayabiliriz...
Sanırım; bu kategoriye girenlerden biri olan Zanzibar’ı, 2006’da burada yapılan futbol turnuvasından dolayı Kıbrıslı Türkler tanıma olanağı buldular.
Afrika’nın doğusunda iki adacık üzerinde yer alan ve aslında uluslararası hukuk bakımından Tanzanya’ya bağlı bir özerk bölge olan “Zanzibar Devrimci Hükümeti” de-facto olarak bağımsız bir devlet gibi davranıyor, ancak dünyada “temsiliyet” bakımından bizim yaşadığımız sorunları yaşıyor...
Yakın çevremizdeki diğer örneklerde de “uluslararası hukuğun” izin vermediği yapılanmalar; de-facto biçimde “bağımsız” olarak hareket ediyorlar, ancak kimse onları tanımıyor...
Gürcistan’ın kuzey batısında yer alan Abhazya bunlardan biri...
250 bin kişinin yaşadığı 8600 kilometre karelik bölgeyi kontrol eden yönetim “Cumhuriyet” adını taşıyor. Ancak Birleşmiş Milletler ile AB burasını “Gürcistan’ın bir parçası” olarak tanıyor ve “Ayrılıkçı” sayılan bu devletçik bu günlerde ambargo altında bulunuyor.
Öte yandan, Güney Osetya ile Pridnestrovya da öyle...
Bu iki “devletçik” de “Uluslararası hukuk” bakımından Gürcistan’ın egemenlik alanı içinde kabul ediliyor.
Peki; yukarıda anlattığım ve Gürcistan’ın baş ağrısı olan bu üç “devletçik” ayrılıkçı politikalarında yanlarında kimi buluyorlar dersiniz?
Tabii ki Rusya’yı...
Bunların kimisi bağımsızlık istiyor, kimisi de Rusya ile birleşmeyi...
Birleşmiş Milletler ile AB ve ABD ise Gürcistan’ın “Toprak bütünlüğü”nü savunuyor ve bu yönetimlerin Gürcistan’a entegrasyonu için çaba harcıyor.
Moldova’da da benzeri bir durum yaşanıyor...
Geçen yıl içinde ziyaret ettiğim bu ülkede tanıdığım bir bilim insanı, bana “Transdinyester Cumhuriyeti”nin dünyada kimsenin tanımadığı pasaportunu gösterdiğinde “Ne kadar da bize benziyorsunuz” demiştim...
“Transdinyester Cumhuriyeti” Moldova’nın en doğusunda Dinyester ırmağı ile Ukrayna arasında yer alıyor ve Moldova’nın egemenliğini reddediyor.
Birleşmiş Milletler ise bu ayrılıkçı yönetime Moldova ile federasyon kurmasını öneriyor.
Moldova ise bunu reddediyor. 2006 yılında yapılan referandumda halkın yüzde 97’si Rusya ile birleşmek istediğini beyan etmişti.
Yani; burada da Rusya’nın Moldova’nın toprak bütünlüğüne karşı gereken saygıyı göstermediği ve “ayrılıkçı” olarak nitelendirilen bir yönetimi desteklediği görülüyor.
Yukarıda sıraladığım dört örnekte de; Gürcistan’ın ve Moldova’nın AB ile ABD tarafından desteklendikleri ve ayrılıkçı yönetimlere karşı ambargo dahil her türlü hukuksal yola başvurdukları görülüyor.
Yalnız; yakınımızda yaşanan bir başka örnek var ki; bu iki güç, yani Amerika ile Rusya; mevcut politik duruşlarına tamamen “zıt” bir çizgi izliyorlar...
Kosova’da; ABD ile Avrupa Birliği, tabii Birleşmiş Milletler de, ayrı bağımsız bir devleti savunuyorlar. Rusya ise, Sırbistan’ın “Toprak bütünlüğü” üzerine titriyor.
Yani orada başka, burada başka...
Gelecek yazımızda bu “çelişki”ler ekseninde Kosova’yı ele alacağız...