Medyamız; bilinçli ya da bilinçsiz olarak “Büyük fotoğraf”a takılıp kalınca, toplum içindeki pek çok “kılçık” da kimseye batmıyor...
Çevre Bakanı Asım Vehbi, birkaç defadır yineliyor...
“Başkan Sayın Avcı, parti içindeki dengeler adına bir görev değişikliği yapılması gerektiğini aktardı. Ben de bu karara uydum.”
Yani adam, topluma “Ben bu işten gönüllü biçimde gitmiyorum. Açıkçası görevden alındım” mesajı veriyor...
Veriyor da, bu söylenenler kimsenin umurunda olmuyor, kimsenin kılı bile kımıldamıyor...
Tanrı aşkına, “Parti içi dengeler” ne demek?
Lefkoşalı- Karpazlı dengesi mi? Türkiyeli-Kıbrıslı dengesi mi? Yoksa; seçilmiş- atanmış dengesi mi?
Hangisi?
Siyasette “makamlar” bu kadar açıkça aynı parti içinde birinden ötekine kolayca devredilirse, parti içindeki “denge”ler bir “norm” haline gelirse, bu yaşananlara da kimse dönüp bakmıyorsa vay halimize...
Aslında bunu yalnızca ÖRP de yapmıyor...
Üst düzey yöneticilerin seçiminde aynı duyarsızlık, aynı özensizlik CTP yönetiminde de gözlemleniyor...
Birini alıp, ötekini atıyorlar...
Devlet malından her partili nasibini alsın, mantığı...
Kimsenin; performans diye bir derdi yok, bu adamların devlete kaça mal olduğuna ilişkin bir derdi de yok, siyasette etik gibi bir derdi ise hiç yok...
Gitsin Asım, biraz da Mustafa otursun...
Her şey; makamdan yararlanmak, devletten nemalanmak üzerine kurulmuş...
Biz de bu en acı gerçekleri, medyamızın “satır araları”ndan bulup çıkarıyoruz...
Siyasetin etki alanı içindeki gencecik kalem erbabı, ne yazıktır ki bu işlerle ilgilenmiyor...
Onların varsa da yoksa da “Youtube”u var...
Cemal Bulutoğluları, bir gazeteci ile telefonda konuşmuş... Lefkoşa’nın Belediye Başkanı ana-avrat dümdüz gidiyor...
Bizim genç kalem erbabı da “magazin” yakalayan bir paparazzi ruhu içinde “keyif”ten dört köşe oluyor...
İşte tam da o anda gazetecinin “muhalif” ruhu şaha kalkıyor ve “Ne yaptın” hayıflanmaları içinde “halk adına” dizini dövüyor...
Bunu yaparken de mesleğine ilişkin bir “Etik sorgulama” aklının ucuna bile gelmiyor...
İki kişinin özel konuşmasının “kaydedilmesinin” ve kamuoyuna “açıklanmasının” gazetecilik mesleğinde ne kadar “etik” olduğuna zerre kadar aldırmıyor...
Öteki taraftan bir başka kalem erbabı da, çürümüş ceset fotoğrafı yayımlayarak bu “Mide bulantısı”na kendi katkısını koyuyor...
Tabii, sivil toplum örgütü olan “Gazeteciler Birliği” ile bu gazetemiz (Kıbrıslı) arasında başlıyor bir yumruk savaşı...
Gerekli miydi? Tamamen abesle iştigal...
Aynı gazete, defalarca yönetimdekileri “mutlu” etsin diye Mustafa Akıncı’nın fotoğrafını ters basıyordu...
Meslek erbabından kimsenin bundan rahatsızlık duyduğunu, bilen gören duyan var mı?
Hem, yalnız bu mu bize medyanın yaşattığı rezillik?
Bir yurttaşımızı bıçak darbeleri ile nasıl öldürdüğünü mahkemede ballandıra ballandıra anlatan, sonra da cayır cayır yakan canilerin iğrenç biçimde sırıtan renkli fotoğraflarını artistik biçimde basanların günahları daha mı az?
Bu toplum, popüler medyanın sayfalar dolusu fotoğraflı ve paralı ölüm ilanlarının okurlarda ne gibi “etkiler”yarattığını hiç konuşmayacak mı?
Üniversitelerimizin iletişim bölümleri, dünyanın bu “Duygusal” konuda nasıl davrandığını araştırıp, bizdekilerin gözlerinin içine sokmayı hiç akıl etmeyecek mi?
Yoksa; işsiz bir bakanın icadı olan “market” rezilliğindeki gibi, yönetimin yanlışlarını, hatalarını “Aman partiye zarar gelmesin” mantığı ile kamuoyundan uzaklaştıran bir medyaya sahip olduğumuz için gurur mu duyacağız?
Siyasetteki “denge” hesaplarının bu kadar açığa çıktığı bir dönemde kimse bir şeyler söylemiyorsa, ceset fotoğrafını görüp, cani fotoğrafını es geçiyorsa, gazete patronu-siyaset ilişkilerine bir Tanrı’nın kulu dokunamıyorsa, özel bir konuşmanın “çalınması” değil, içeriği bize daha “hoş” geliyorsa; durum “Vahim”dir a benim ilişik kalem erbabının gencecik beyinleri...