“Bildirimsiz 4 iş günü işinize gelmeme ve öğretim elemanlarına sorumsuzca saldırarak yapmış olduğunuz hareketlerle kamuoyunda üniversitenin imajını zedeleyen ve gerekirse üniversiteyi kapatırız anlayışı ile eğitim özgürlüğünü yok etmek için şuursuzca imha hareketine giren kabul edilmez bir vandallık ve anarşi ortamı yaratarak üniversitenin maddi ve manevi zarar görmesine sebebiyet veren...”
Kim?
Lefke Avrupa Üniversitesi öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Meltem Onurkan Samani...
Üniversitenin Mütevelli Heyeti oturmuş ve 15 Mayıs tarihinde yukarıdaki gerekçelerle söz konusu şahsın “Hizmet akdini” altı başka öğretim üyesi ile birlikte feshetmiş...
Kıyım hareketi bir süre önce iki kişi ile başlamıştı...
Arkasından altı daha...
Ayrıca; 9 kişiye de zorunlu ödeneksiz izin cezası verildi...
Bir üniversite hayal ediniz ki, son bir yıl içinde 48 öğretim üyesi işten uzaklaştırılsın...
Bilim insanlarına “kahvehane ağzı” ile kovulma yazıları yazılsın...
Eğer; gerçekten Meltem Samani’yi, medyadaki herkes gibi yakından tanımasam, insan ilişkilerindeki saygılı, nazik duruşunu bilmesem, CTP’nin tek olumlu icraatı olan tarih kitaplarının yenilenmesindeki akademik katkılarından haberim olmasa, yukarıdaki ifadeleri okuduğum zaman; bir “Canavar”ın ağır terör silahları ile Lefke üniversitesinin kapsına dayandığını ve üniversiteye bombalar yağdırdığını düşünecektim...
Oysa; Meltem samani, bu üniversitenin Tarih bölümünün kurucusu... 14 yıldan beri de bu okulda hocalık yapıyor...
Şimdiye kadar binlerce öğrenci yetiştirmiş, toplumsal olaylar karşısında duyarlı, ülkesini ilgilendiren canlı tartışmalara katılarak akademik katkılar koyan bir Kıbrıslı Türk bilim insanı...
Ne yazıktır ki başka birçok kişi gibi o da; CTP’nin hükümete yerleşmesini önemli bir fırsat saymış...
Yıllardır kendi bölgesi olan Lefke’de sağ iktidarlar döneminde üniversitede yaşananların CTP’nin “reformist” anlayışı ile aşılabileceğini sanmış...
Burada görev yapan hocaların bir sendikanın çatısı altında örgütlenmesine CTP döneminde solcu bakanların, solcu parti yetkililerinin destek vereceğini, bunun aksi olamayacağını sanmış...
Tam tersine bu işe öncülük edenlerin birkaç satırlık bir yazıyla hemen işlerinden kovulabileceğini asla düşünememiş...
Üstüne üstlük, saygın kişiliği herkesçe bilinen bir hanım bilim insanına “Vandal” ya da “terörist” denmesi de cabası...
Lefke Üniversitesi; CTP’nin atadığı partili bölge aktivistlerinin elinde bulunuyor.
Bu nedenle, bu okulda olandan bitenden tabiidir ki CTP sorumludur.
Bu üniversitenin yönetimi hakkında, Rektör Prof. Dr. Ali Rıza Büyükuslu hakkında yakın geçmişte çok ciddi iddialar ortaya atıldı. Özellikle TDP Başkanı Mehmet Çakıcı bu konuyu sürekli olarak gündemde tuttu. Arkasından üniversite çalışanlarının eylemleri oldu. Derken, hocalar eyleme başladı, grevleri hala sürüyor.
Üniversite yönetimi; ne yazıktır ki bölge insanı ile de kavgalı...
Lefke’deki sivil toplum örgütleri dün ortak bir açıklama yaparak “Özerk ve demokratik üniversite” talep ettiler, onlar da eylem yapacaklarını açıkladılar...
Bütün bunlar karşısında ise CTP; tam bir “acizlik” sergiliyor...
Konuya “çözümcü” ve “diyalogcu” bir yönetim anlayışı ile yanaşmıyor.
Tam tersine sağcı iktidarlara yakışan “şiddet” ve “susturma” tekniklerini kullanıyor...
Okula polis gönderiyor, sendikacılarla söz dalaşına girişiyor, “Yedim seni” pohporozluğu ile siyaset yapmayı tercih ediyor...
CTP’nin üniversite hocalarının örgütlenmesine karşı çıkması “Eşyanın tabiatına ters” bir durumdur.
Varlık nedenini, bugüne kadarki mücadelesini, siyasal duruşunu inkar etmek anlamını taşıyor...
Hele “4 gün işe gelmediniz” gerekçesi ile kıdemli hocaları okuldan kovması, asla bağışlanabilecek bir “icraat” değil...
CTP; bir yandan bunları yapıyor, öteki yandan da tüm bunları kamuoyundan gizliyor... Yandaşı gazeteler ve gazeteciler bu konularda susuyor, olayları tahrif ediyor, ya da gölgeliyor...
Lefke Avrupa Üniversitesi’nde yaşananlar; anayasaya, hukuk düzenine ve temel insan haklarına doğrudan aykırıdır...
Çok acemice yapılmış, CTP kadrolarının yetersizliğini, insana saygısızlığını, basiret noksanlığını, kinini, öfkesini yansıtan işlerdir bunlar...
Bizim anayasamız, açıkça çalışanlara “grev hakkı” veriyor...
Şimdiye kadar da bu “hak”kın savunucularından biriydi CTP...
Ancak şimdi; yönetsel bir sorumluluk alınca, işlerin altında ezildi ve temel haklar karşısında bile bocalamaya, şirretlik yapmaya, insanları karalamaya ve kin kusmaya başladı...
İşte asıl üzüntü verici olan, kaygı verici olan budur...
Avrupa’da yer almak isteyen bir toplum; bazı temel kurumlarda –örneğin üniversitelerde- toplu sözleşmeyi, grev hakkını reddedebilir mi?
4 gün işe gelmedi diye 14 yıllık bir hocayı işten atabilir mi?
O zaman bu Çalışma Bakanı, ya da bakanlığı birer illüzyondan ibaret mi?
“Sosyalistim” diyen bakanlar bostan korkuluğu mu?
Ya Başbakan?
O da öyle susup oturacak mı?