Diş hekimi Bıçak’ın başına gelenler...
Hüseyin Bıçak, Sağlık Bakanlığı’nda “2. derece diş hekimi” olarak çalışıyor...
2001 yılından beridir de bakanlığın yazılı direktifi ile “Mesul Diş Hekimi” mevkiine vekalet ediyor...
Kamu Hizmeti Komisyonu bu yıl bu “mevki”yi münhal ilan edince, hemen başvuruda bulunuyor...
Kendisi ile birlikte bir başka meslektaşı daha bu mevkiye talip oluyor...
Komisyon, önce yazılı sınav yapıyor...
Dt. Bıçak bu sınavdan yüz üzerinden 60, rakibi ise 54 puan alıyor...
Arkasından da sözlü sınav yapılıyor...
İki sınavın toplamında Dt. Bıçak ile rakibi yüz üzerinden 71 puan alıyorlar...
Ancak birinin puanı 71.70, ötekinin ise 71.82...
Yani aralarındaki fark yüzde bir bile değil...
On binde on iki...
Bu sınavlar “2003 Kamu Görevlileri Sınav Tüzüğü”ne göre yapılıyor.
Komisyon, sözlü sınavda; adayların kıdem, yabancı dil, katıldıkları kongreler, paneller, konferanslar ve yurtdışı kurslarla ilgili tüzükte belirlenmiş kıstaslar üzerinden puanlar veriyor.
Tam 14 yıl süreyle “Diş Hekimleri Birliği”nin başkanlığını yapan Dt. Bıçak, kabarık bir dosya ile komisyonun karşısına çıkıyor... Yabancı dil olarak kazandığı sınavların, yurt dışında, Dünya Sağlık Örgütü’nde katıldığı kursların belgelerini, koruyucu hekimlik üzerine düzenlediği kampanyaların bilgilerini komisyona sunuyor...
Tüzükte yer alan on bir ayrı değerlendirme başlığından 10’unda rakibini geride bırakıyor...
Rakibi yalnızca “Meslekte kıdem” başlığında, kendisini beş puan geçiyor...
Yazılı sınavda da, rakibini 6 puan geçen Dt. Bıçak, değerlendirme kağıdının en altında yer alan “Görevi ile ilgili kendini ifade etme ve genel değerlendirme” başlığını görünce, şok geçiriyor...
Çünkü; kendisi bu başlıkta, beş puan üzerinden 3 alırken, rakibi 4.8 puan alıyor...
Sonuç ise; hüsrandır...
Dt. Bıçak, rakibi tarafından “on binde on iki” puan geçilerek, yedi yıldır vekalet ettiği makama atanma yarışını kaybediyor...
Tabii önce, tüzüğü açıp bakıyor... Bütün başlıkların altında izahatlar var... Ancak “Genel değerlendirme ve kendini ifade etme” başlığının altında hiçbir açıklama yok...
Hemen “Kılı kırk yaran” Kamu Hizmeti Komisyonu’na başvuruyor...
Bu değerlendirmede kullanılan “Kriter”in kendisine açıklanmasını talep ediyor.
Kamu Hizmeti Komisyonu Başkanı Çetin Uğural’a, “Halen Tabibler Birliği Onur Kurulu Başkan Vekili olmam hiç mi genel değerlendirmeye girmiyor” diye sordu.
Kamu Hizmeti Komisyonu başkan ve üyelerini atayan Cumhurbaşkanı Talat’a da başvurdu. Talat’ın ofisinden bir yetkili başvurusunu yanıtladı ve Cumhurbaşkanı’nın “icraat”lardan “sorumlu” olmadığını anımsatarak yargıya başvurması salık verildi.
Dt. Bıçak, şimdi tek çare olarak tabii ki “Yargı”ya baş vuracak...
Ancak; bu olay herhalde bizim “Partizanlık” tarihimize ilginç bir örnek olarak geçecek...
Sivil toplumda 14 yıl meslek örgütü başkanlığı yapan, halen tüm doktorların örgütünde Onur Kurlu Başkanlığı’na vekalet eden bir kamu görevlisi, 7 yıldır sürdürdüğü bir “makam” için baş vurduğunda, yüz üzerinden bir puan bile tutmayan bir “değerlendirme” ile elenebilecek...
Siz olsanız; bu “değerlendirme”den kuşku duymaz mısınız?
Tüzükteki bu “Genel değerlendirme”nin aslında “Politik değerlendirme” olduğu şüphesine düşmez misiniz?
Hele, iki adayın karne notları karşılaştırmasında, Dt. Bıçak’ın hep daha çok notlar aldığını ve bir tek “Kendini ifade” konusunda puan alamadığını görünce şaşırmaz mısınız?
Sivil toplumda, meslek örgütünde 14 yıl başkanlık yapan birinin, kendini ifade edemediğini ileri sürmek “adaletli” mi?
Tabii; bu olayda 2003 tarihini taşıyan sınav tüzüğünün de birtakım “sakatlıklar” içerdiği anlaşılıyor.
Açık üstünlükleri olay “aday”ın puanlarını kısıtlıyor ve komisyona daha çok “Partizanlık” yapabilme alanı sağlıyor...
Olayın, asıl üzüntü verici yanı; şeffaflık ve reform iddiası ile iktidara gelen CTP’nin devlete ait ciddi ve tarafsız kurumlarda yaptığı tahribattır...
Kamu Hizmeti Komisyonu, baştan aşağıya reformize edilmesi ve demokratikleşmesi gereken kurumlardan biri...
Ancak sayın Talat, kendisinden önceki başkanın yolundan yürümeyi ve kendi partisinin “aktivist”lerini oraya atamayı tercih etti.
CTP de, “statüko”yu aynen korudu, kamu yönetimini politik etkilerden arındırma konusunda kılını bile kıpırdatmadı...
Sayın Talat; bu kuruma yaptığı atamalarda hiç de özenli davranmadı... Önemli bir devlet kurumunun, büyük bir olasılıkla politik karışmacılık sonucu “Alicengiz oyunları” içine girmesine neden oldu.
Gerçekten; böylesine garip, komik, partizanlık kokan öyküler bize yakışır mı?
Talat’a ve CTP’ye yakışır mı?