Samimiyetin kendine özgü tatlılığında konuşur adına sohbet derdiniz. Karşınızdaki gözleri gözlerinizde dikkatle dinler, suskunluğuna gömdüğü tepkisizliğinde daha çok konuşup anlatmanız için fırsat tanırdı. İnsanlar konuşup anlatmayı severler. Hele “ben” diyerek başlamışlarsa!
Ve sermayenizin bittiği yerde gözleri gözlerinizin içinde, size uzun süre konuşup anlatma fırsatı veren arkadaş bıraktığınız yerden alırdı sözü. Sizi daha çok bildiğiyle gördükleri gerçeğinde vurmak için! O zaman sohbet gider, yerine güç ispatı otururdu.
Bu taktiksel şarlatanlığı anlayabilmek için çok uzun süre geçtiydi. Anladığımda ise “bırak o konuşsun sen dinle” dediydim. Ne kadar becerdiğimi bilmem ama, vakti zamanında soyadı benzerliğinden dolayı öldü zannettiğim 1974’den sonraki TC’nin bizden sorumlu ilk koordinasyon bakanı Ziya Müezzinoğlu’na bir yazımda çatarken ve de “rahmetlik” derken, telefonu açan o dönemlerin gazetecilerinden birisi ısrarla sorduydu: “Gerçekten öldüğüne emin misin?” Ben tereddüte düşmüşlüğümle, “bir Müezzinoğlu öldü her halde odur” cevabını verdiğimde ise ısrarla ve yine emin olup olmadığımı sorduğunda ben de kızıp “eminim” dediydim.
Ertesi gün gazetesindeki sütununda adamın ölmediğini yazarken beni de yalan yanlışa havale ettiydi! Oysa konuştuğumuzda hayır iyi biliyorum ölmedi diyebilirdi.
Vesselam böylesi kimlik arızalı insanlar da tanıdıktı.
MEMLEKETİN KADERİNİ ELİNDE TUTANLAR bu taktiği çok sık uygularlar. Çoğu zaman ne bildiğinizi öğrenirler sonra bildiklerini söylerler.
Geçtiğimiz gün Sn. Talat “ Köşe yazarlarıyla habercilerin yüzde 60-70’inin Kıbrıs sorununun çözüm sürecinde gerçek senaryoyu bilmeden, kendi kurdukları senaryodan hareketle yazı ve haber yazdıklarınının” şikâyetini seslendirip halka çağrıda bulunup şöyle dediydi: “Okuduğunuz ve dinlediğiniz her şeye hemen inanmayın.”
Politikacıların zaman zaman basını suçlaması yeni bir olay değildir. Yalan yanlış yazıyorlar demeleri de beylik savunmalarıdır.
Ancak Sn. Talat farklı bir serzenişte bulunuyor. “Gazetecilerin gerçek senaryoyu bilmemelerinden” dolayı kendi ürettikleri senaryolardan hareket ettiklerini söyleyerek, halka okuduklarının ne kadar doğru olduğunu araştırmaları önerisinde bulunuyor.
Yani gazetecilerin bile araştırıp öğrenemediği için sonuçta kendi tahminlerine kalmış düşüncelerinden öte yarumlayamayacakları siyasi soruna yönelik haberlerin doğruluğunu, bu kez halkın araştırmasını istiyor!
BUNA İLETİŞİM KOPUKLUĞU DENİR: Sözcü Erçakıca’nın rutin açıklamalarını saymazsak tutun ki bugüne kadar Sn. Talat’la CTP Hükümeti’nin Kıbrıs politikasını doğru dürüst öğrenebilmiş değiliz. Bunu Annan planı tartışmaları sırasında da yaşadaydık. Planın kapsamında olanlarla o günlerin Talat’lı CTP’li savunucularının halka söyledikleri birbirini hiç tutmuyordu. Planın içeriği kendilerinin, çözüm ve AB üyeliği halkın oluyordu. Ötesi bilince hiç gerek duyulmadıydı.
Bugün de benzer olaylar yaşanıyor. Komitelerle çalışma gruplarını halka takdim etmekten bile kaçınılıyor, sadece kendilerine inanılması isteniyor. Rum basını çözümün nasıl olması gerektiğini bircik bircik ortalara sererken bizim cephe basının uydurma senaryolarla uğraştığı ithamında bulunuyor.
“O halde açıklayın, doğrular yazılıp söylensin” diyeceğiz ama o zaman “son söz” kimin olacak? Ki başa dönüp hatırlatıyoruz: Karışmayıp seyrediyorlar, konuşturup söylettiriyorlar, araya “dediğiniz yanlıştır” uyarısını sıkıştırıp “son sözü” kendilerine saklıyorlar. Güçlü oluşlarının inisyatiflerini sürekli ellerinde tutmak için falcılar gibi kendilerine ait gizemler yaratmaya çalışıyorlar!