Fikri sabit de olsa düşüncemde ısrar ediyorum. Ve diyorum ki eğer bugün toplumsal yapımıza alışamadığımız “suçlularla suçlar” kazınmışsa sorumlusu bizleriz.
Haber duyulduğunda herkeslerin lanetleyerek, “bu bir canavarlıktır” dediği DAÜ’lü kız öğrencinin tecavüze uğraması olayından söz ediyorum. Tecavüz eden yine TC’den gelme bir işçi! Ki Türkiye’de bu tip olaylar günlüğün olağanlığında yaşanırlar!
Düşüncemdeki ısrara gelince: Türkiye’nin büyük kentleri ile aydınlık kafalarında aforoz edilmiş hatta dışlanmışlıkları nedeniyle gecekondular gettolarına itilmiş bu insanların KKTC’de ne işleri vardır diye çok sorulmuştur. Cevabı da “hiç olmaması dolayısıyle aramızda da olmamaları gerekirdi” diye verilmiştir.
Oysa onlar 1974’lerden beridir KKTC’ye işleri olan adamlar için gelmektedirler, işleri olan adamlar için işçilik yapmaktadırlar. Nasıl ama? Bir süzgeçten geçerek, kanunlara kurallara uygunluğunca mı yoksa “ucuz işgüçlerinden kaçak oluşlarından yararlanılması hesaplarında emekleriyle paralarının sömürülmelerine kadar “kullanılmalarıyla” mı? Ki onları KKTC’nin patronları, ucuz işgücü arayan insanları yarattı! Ne olup olmadıklarına aldırmadan, “yeter ki sayelerinde ben kazanayım” anlayışında. Kazandılar da. Fakat memleket kaybetti!
Pekala çare? Eğer onları işadamları saklıyor, kaçırıyor, sömürmek uğruna kullanmaya devam ediyorlarsa, peşlerine bir ordu da taksanız kontrol altına alamazsınız!
VE GEÇİTKALE OLAYI
Nihayet ne oluyor diye sorduklarında “neler olmuyor ki” cevabını aldık! Son aşamada Asil Nadir elindeki belgeleri ortalara koydu. İşte gerçekler dedi. Detayı üzerinde durmayacağız. Fakat çoktandır bu memleket üzerinde dileyenin dilediğince at koşturduğu dingonun ahırına döndü.
Elin Yahudisi çoktandır toprak, ev alıp satmakta, Hristofyas’ın Kuzey’deki Rum mülkü için, “kimse benden ne aldıysanız helal olsun dememi beklemesin” açıklamasına nazire, KKTC’nin ensesinden hem de Rum mülkleri ile oynayarak para kazanmaktadır!
Yabancı sermayeden bereket ummak, yasallığı her zaman tartışmalı tanınmamış bir Devlette ne kadar mümkündür? Bunu biz biliyoruz da o sermayeyi dıştan getirenler mi bilmiyorlar?
Geçitkale Havalanı bu açmazın yeni misal yansıması. Ki içinde “KKTC’de yatırıma soyunmak kanunlu kurallı değil, alevereli dalevereli olur” bilinci vardır! (Sözümüz TC yatırımları için değil.)
Kaldı ki olay Geçitkale Havalanı gibi izolasyonların boş böğrüne oturacak önemde. O izolasyonlar kalkmadan bırakın kargo uçaklarını, sinek bile uçurtmazlar adama!
Tutun ki olay bu da değildir ama. Ortada bir Hükümet zafiyeti var. Önce işletmecisi Asil Nadir’dir denmiş ardından İngiliz Cas şirketi olmuş! Yoruma gerek var mı?
PAHALILIK YOKMUŞ
Sn. Talat’ın “bu memlekette pahalılık vardır diyenlere şaşarım” açıklamasını atladıydık. Bilbay refikim geçen günkü yazısında hatırlatınca hatırladık.
Diyeceğimiz şu: Halkın Cumhurbaşkanı olmak başkadır, memlekete belirli kafa yapısı ve siyasi görüş prespektifinden bakan Cumhurbaşkanı olmak başkadır. Eğer kişi başına bir araba düşer, millet havuzlu villalarda carta çeker sonra da pahalılıktan şikâyet eder derseniz, doğrudur.
Fakat, “Devletin bütçesi sıfırı tüketirken insanlar nasıl olur da bunca lüks içinde yaşarlar” sorusunu sorarsanız daha bir doğrudur.
Daha bir doğrunun doğrusu ise öteden beridir rant ekonomisine dayalı bu ülkede pahalılık hep vardı, bugün ayni nedenle, artı kuraklık ve petrolün de getirdiği krizlerle binbeteri ile vardır!
Tabi sonra cevap ararsınız: Hazine niçin battı! Onca lüküs yaşama karşılık neden eylemlerle grevler bitmiyor? Niçin işsizlik korkunç boyutlardadır? Neden uyuşturucular ilkokullara kadar girdi? Ve niçin refah ve saadetin kol gezdiği paranın girla gittiği Güney alış gücü nedeniyle Kuzey’den daha pahalı olması gerekirken çok daha ucuzdur? KKTC’ye iyi bakıp doğru görmek gerekiyor diyeceğiz ki bu görev öncelikle Sn. Cumhurbaşkanı’nındır.