1974’ler sonrasında Mağusa Limanında çalışan işçilerin şirketleşip “gemilerin indirme yükleme” işinin mutlak sahibi olmasını çok uzun yıllar şöyle yorumladıydık: “Kıbrıs Türk halkı bünyesinde ilk kez işçiler çalıştıkları iş yerlerine sahip çıktılar.”
Bugün ayni değerlendirmeyi yapmıyoruz. Çünkü sahibi oldukları Mağusa ve Girne’deki limanların boşaltma yükleme işlerini, şirket oluşun kurallarıyla değil, değiştiremedikleri işçi anlayışıyla yaptılar. Kısaca patronu oldukları işyerini salt işçi ağırlıklı parasal kazanç hesaplarından kurtarıp ayni işyerlerinden hizmet bekleyen özel sektöre dengeleri koruyarak yansıtamadılar.
…1974’den sonra Rum’dan kalma dört yüzün üzerinde irili ufaklı sanayi tesisinin sahibi olunduydu. Sanayi Holding diyerek de Devlet hanesine kaydettilerdi. Ne var ki yıllarca nasıl batmakta olduklarıyla nasıl harcandıkları köşe yazılarımızın sermayesi olduydu! Elde kalan üç beş tanesi de gittikten sonra geriye “bir zamanlar” diye başlayan acı hatıraları kaldıydı!
…O coşkuyu hiç unutmayacağım. Yine 1974 sonrasıydı ve ekonomik kalkınma çabaları Kooperatifçiliği yeşertiyordu. Mağusa’dan karpas’a, Lefkoşa’dan Güzelyurt’a kadar. Artı, Narenciye bahçeleri sahiplik buluyordu. Ne var ki “ulusal” dediğimiz dört Koop. Sanayi tesisi dışında, yıl 2008, artık bunlardan söz edemiyoruz!
GELELİM DOME OTEL’E: Arbedeli tartışmalı bir serüvenden sonra baktık Vakıflar İdaresi Dome Otel’i medyaya da yansıyan manşet haberleriyle “çalışanlarının işletmeciliğine” devretmiş. Yeni sahibi de Turizm Emekçileri Sendikası olmuş. Tutun ki mali sorunları aşmanın bir başka yolu yoktu, otelde çalışanların alacaklarını ödemek ve güvencelerini sağlamak için yapılması gereken yapıldı. Bazı kesimler olaya, “Çalışan çalıştığı işyerine ilk kez ortak oldu” diye alkış tuttular. (İlk kez değil. Öncesinde limanlar vardı.)
ŞİMDİ EĞRİ OTURUP DOĞRU KONUŞALIM. KTHY’larına Devlet olarak sahiplik koyarken de büyük heyecanlar yaşandıydı. Kısa sürede anlattılar ki bu işletme çapımızı aşmaktadır!
Sadede gelelim: Kollektivizm Sol’un halkçılık formatında her devrede ekonomik gelişme ile sınıfsızlığın ağa babası oluşunu korumuştur. Bir zamanlar Ecevit’in toprak ekenin, su kullananın dediğine nazire tutun ki kapitalizmin karşısına hep bu halk silahı konmuştur. Her defasında yaşanan fiyaskolarla iflaslarına karşın!
Dome Otelde çaresizlikten olmalı yeni deneyimine gidildi. Adeta “onca mağduriyetiniz varsa, mali yönden battı balık yan gidiyorsa; alın siz işletin kendi emek ve becerinizle kendi çiğerinizi kavurun” dendi.
Pekala biz, “ne güzel, çalışan çalıştığı işyerine sahip çıktı” takdirlerimizi sunmak yerine neden yukarıda sraladığımız benzer olayları hatırlatmak gereğini duyduk!
Şunu söylemek için: Bu iş yaş! Devlet bakkalcılık otelcilik yapmayacak, faprika tesis işletmeyecektir dediğimizin üzerinden yıllar geçti. Sendikaları farklı görmüyoruz. Ki o da denenmiş tutmamıştır. (KTÖS, İşçi Sendikaları.) Dome Otel’de de olmaz, sadece mevcut iflası bir süre geriye iter! Pekala ne yapılsındı sorusuna cevap? Zaten o cevabı bulamadıklarından değil midir ki olanca denenmişliklerinde de değişmeyen akibetleriyle böylesi bütün işletmeler tarumar olup gitmiştir! Bu otel de kurtulmaz, gider!