Geçen günkü yazımda 19 Mayıs dediydim. Öğrencileri, gençliği, öğretmenleri tanımlamaya çalıştıydım. Parça körçe düşünceler külliyesi de olsa şunu çakmaya çalıştıydım:
Gündemden düşmeyen bugünün KTOEÖS’sı grevini “çocuklarımızın eğitim hakkı gasbedilmektedir” yargısına koyarak üç bini aşkın öğretmeni halk katlarında mahkûm etmeyin. Çünkü bu öğretmendir ki politikacıların yıllardır vaad ettikleri çözüme karşılık çözümsüzlüğün olanca açmazlarına, sosyo ekonomik yıkımlarına, yaratılan popülizme, partizanlıklara, sağlanamayan içbarışa karşılık, okullarında ve görevlerindedirler.
Onlar gençlerin öğretmenleridirler. Hem de yedi tane üniversitenin, spor dallarında Türkiye’de koparılan rekorların, AB’lerde, Amerikalarda, TC üniversitelerindeki yadsınamaz başarıların, yetiştirilip yetişirlerken toplumun her kademesinde görev ve söz sahibi oluşlarının yaşanan gerçeklerinde.
PEKALA KAVGANIN NEDENİ: Öncesinde de yazdık yine yazalım: Sorun, Hükümet kanadı ile Eğitim Bakanı’nın sendika ile halkı karşı karşıya getirmesi çabalarında “eğitim düşmanı” olarak lanse ettiği öğretmenler değillerdir. Kendilerine Hükümet tarafından verilen yasal haklarını isteyen Sendikacılar da değillerdir.
Bu iddiayı, “eğer sorun sadece KTOEÖS’sı ile Hükümet arasında süregelen kavgadan ibaret olsaydı” yargımıza çakıyoruz ve işte en tazesinden örneği diyoruz.
Mesela dün Halkın Sesi’nin manşetine yargımıza perçin vuran KITSAB’ın, KITOP’un, KAİB’in memleket turizminin açmazlarına yönelik ortak açıklamaları oturduydu. Deniyordu ki Turizmde kötü gidişatın başlıca nedenleri pahalılıktır, çarpık yapılaşma, çevresel kirlilik, uçuş devamlılığının sağlanamaması, Kuzey’e uygulanan politik baskılar, siyasilerin ilgisizliği, hedef pazarların elinde bulunan alternatiflerdir…
Bakan Şanlıdağ bir milyon turistten söz ederken memleketin turizmle ilgili örgütlerinin ortaya koyduğu ve umutsuzluğu çakan sorunlardır bunlar. Ki doktorlar için Vaiz, Hayvan besicileri Çiftçiler için Sennaroğlu, pahalılıktan bunalan Tüketici halk için maaşları dondurup her bir şeye zam üzerine zam basan Ahmet Uzun ve kısaca Hükümet’in bizatihi kendisidir sorun!
DOLAYISISIYLE: Hâlâ bu memleketteki kavga Eraslan’lı öğretmenler sendikası ile Hükümet arasındaki siyasi tutumlar farkına da vuran sürtüşmedir diyebilir misiniz?
Dört yıldır bunu yazıp söylüyorduk. Diyorduk ki bu ülkede sorun CTP’yi iktidara da taşıyan kendi kuyrukçuları ile kendi kesimlerinin kavgasıdır. Ki bu kavgayı hâlâ Meclis’e girmeyen DP, Meclis’e girmiş de olsa Eroğlu sayesinde iki yakası bir araya gelmeyen UBP yapacaklardı, onlar muhalefetin dışında!
Dolayısı ile rahat olması, onca etkin sendika ve destekçilerine karşın güçlü olması, siyasi inisyatifi yüklendiği için memlekette bütünsellik kurması gereken CTP hükümeti eğer bugün ortağı ÖRP sayesinde rahatsız, kendi kesimlerinin saldırılarından bunalmış, dört yılda olanca ekonomik sektörleri iflasın eşiğine getirerek hazinenin dibini bulmuşlukları gerçeğini yaşayıp yaşatıyor ve içbarışı tepeliyorsa; suçlu, hakkını isteyen öğretmen değil, bizatihi kendisidir! Kim haklı kim haksız sorusu da abese iştigaldir!
BUNLARA KARŞILIK ne “sizi gidi Annanistler” diyerek ahdımızın keyfine yatıyoruz ne de kandırıldıkları için halkı da kandırmak durumunda kalmalarının açmazlarını yaşıyorlar dolayısıyle hatalarının faturalarını ödüyorlar diyerek sevincimizden göbek atıyoruz.
Biliyoruz ki bu gemi sadece onları taşımıyor. İçinde bizler de varız. Batarsa hep beraber batarız, kurtulursa hep beraber kurtuluruz. Kim istemez kurtuluşun zaferini görmeyi.