Nail Atalay’ın “Birleşmiş Milletler’de On Buçuk Yıl” adlı kitabını okumuşsanız zaten bilirdiniz ama bir kez daha anlardınız ki devasa cüssesine karşın bu “örgütün” içi koftur! Üstelik üye ulusların en pespaye siyaset sahnelerinden birisidir, politikanın çıfıt çarşısıdır.
Geçtiğimiz günlerde bugüne kadar leyhimize tek kararı olmayan BM’lerin GK’i Barış Gücü’nün görev süresini uzatırken 1818 sayılı kararı aldıydı.
Olay bizim basında Sn. Denktaş’ın bitmedi mi bu barış gücünün görevi mealindeki yorumu ile UBP genel Başkanı Ertuğruloğlu’nun eleştirisinden gayrı çok ses getirmedi.
OYSA NE ZAMAN GK’İNDEN BİR KARAR ÇIKSA Rum’u okşar kayırır, Türk’ü hizaya girmeye davet eder!
Bu kez de öyle oldu. Rum adanın Devlet ve Hükümeti olarak lanse edildi. Türk’e verilen önem ise mesela “izolasyonları” “hisseden” kelimesiyle vurgulandı! Yani tam bir siyasi ayırımcılık rezaleti!
Ertuğruloğlu’nun saptamalarından alıntı yapalım: “Rapor 21 Mart ve 23 Mayıs mutabakatlarına atıf yaparken “iki oluşturucu” devletten bahsetmedi… Kararda “Kıbrıslı olmayan askerlerin sayısının azaltılması da vardır, “tek egemenlik” lafları da… Karar Rum’un girişimleri sonucu istediklerince çıktı… İngiltere GKRY memorandumun bir yansıması oldu, falan…
BİZİM ASIL VURGULAMAK istediğimiz şudur ama: Bu 1881 sayılı karar, Gambari ile başlayan süreçte ikili görüşmelere BM’ler gözetiminde başlandığı bir dönem içinde alınıyor. Ve Rum lafazanlık yaparak “tam da istediğimiz gibi çıktı” diyor!
Pekala böylesi bir BM’ler siyasi tutumunu Kıbrıs’taki çözüm umutlarına nasıl yansıtacaksınız? Ki sittin senedir “çözüm ancak BM’ler karar ve inisyatifinde olur” denmektedir.
Olur mu? Ne zaman siyasi soruna yönelik kartlar açılsa Rum öne çıkartılarak önce Devlet ve hükümet, ardından çoğunluk esasında bir çözüm statüsünün hak sahibi olarak yüceltilmektedir. İkincisi, “Kuzey işgal altındaki Rum vatanı” olarak değerlendirilmekte, Türkiye adadaki askeri ile bu işgalin töhmetine düşürülmektedir. Üçüncüsü “Rum geçmişi hiç dikkate alınmadan mazlum halk konumuna konmakta, Türk ise gasbedici olmaktadır…”
Dolayısı ile “siyasi eşitlik” dediğimiz ve eşit egemenlikte iki kurucu Devlet’in bir federal sistem yaratması olayı peşin peşin kadük duruma getirilmektedir. Nitekim şimdilerde de “Kıbrıs Cumhuriyeti” vurgusunda tüm adanın Devlet ve Hükümeti yine Rum olarak işaretlenmekte, Türk’ün bu Devlet ve Hükümete katılması gibi saçma sapan bir politika imajı yaratılmaktadır.
…Tabi ki görüşmeler çözümü getirmez. Hele bu BM’lerle. Ancak hep tekrar ettik yeniden tekrarlayalım. “Rum da bu adada istediğini elde edemez!”
Niçin derseniz, “Allah Denktaş’tan razı olsun” deriz. Vakti zamanında KKTC’yi ilan ederek “işte Devletiz” dediydi de bugünlerimizin cankurtaranı olan tek siyasi kozumuzu yarattıydı. Ya maazallah Otonom yahut bir kanadı kırık Federe Devlet olarak kalsaydık! Bugün savunduklarımızın tırnağını bile savunamaz, muhtariyete fit giden cemaat esamesinde çoktan mahkûm edilirdik. Hem de bu BM’ler tarafından!