Ben, “günlere kıran girmedi” diyorum. Ve Sn. Talat’la Hristofyas arasındaki görüşmenin hangi rotada seyredip nerede karaya oturduğunu yahut klasikleşmiş ortak açıklama ile sonucu nasıl çakacağını hiç merak etmiyorum. Dolayısıyle görüşme sonrasını beklememe de neden yok, yarın etki tepkilerini de gördükten sonra her halde bir değerlendirme yaparız diyorum.
Fakat: Ne son zamanlarda, “bu son şanstır” denilerek yapılan yorumlara katılırım ne de görüşmelerin kopacağına inanırım. Zaten Sn. Talat için böylesi olasılıklar asla söz konusu olamaz, kendileri barış havariliğini yüklenmiş sonuna kadar gidecek; Hristofyas ise “ben görüşmekten vaz geçtim” diyecek hallerde değil durumu kendi politikasına göre sürdürüp götürecek… Kaldı ki eğer görüşmeler gerçekten kopma noktasına gelirse “kopartacak” olanlar ne Sn. Talat’tır ne de Hristofyas. Önce Ankara var bir, ardından BM’ler var iki. Karar onların olacaktır, buradakiler uyacaktır…
Dolayısıyle görüşmeleri “büyüklerimize” bırakırken biz yine küçük olaylara takılalım.
BİRİSİ ERDİL NAMİ: Kendisi Cumhurbaşkanlığı’nın görüşmelerden sorumlu temsilcisidir. Geçtiğimiz 24-26 Haziran tarihleri arasında Oslo’daki bir toplatıya davetli olarak katıldıydı. Orada Rum Başkanlık Komiseri Yakovu da vardı ve görüştülerdi. Rum basın haberlerine göre de Nami ile Yakovu Kıbrıs sorununu görüşme fırsatı buldulardı.
Memlekete döndükten sonra BRT’de soruları yanıtlayan Nami ise bakın bu konuda ne söyledi: “Yakovu ile görüştüm. Ancak bu görüşmede Kıbrıs sorunu gündeme gelmedi. İki lider arasında gerçekleşecek görüşmeye yönelik gayri resmi bazda (neyin bazı) fikir alışverişinde bulunduk…”
Şimdi bunun nesine takıldık? İki yetkili görüşmeci görüşür de içinde Kıbrıs mı olmaz? İki liderin esas görüşmelerini görüşürken Kıbrıs’ı çıkarıp sudan havadan mı söz edilir?
Ancak: Yavaştan yavaştan Özdil Nami de “politikacı” oluyor. Nereden anladık derseniz, “kör gözlere soktuğu parmaktan!” Bir cümlelik açıklamada bin parça edilmiş ayna! Ne şeffaflığı kaldı ne bakılacak hali!
VE İLGİNÇ BİR OLAY YAŞANDI: AİHM’si Karpas’taki Sipahi köyü eski Rum ilkokul öğretmeni Eleni Foka’nın ifade özgürlüğünü Türkiye’nin ihlal ettiği yolundaki şikâyetini haklı buldu. Avukatı, Loizidu davasının da avukatı olan Markides’ti. AİHM’si Türkiye’yi 300 euro para cezasına ve 5 bin euro da mahkeme masrafı ödemeye mahkûm etti.
Ancak karardan memnun olan Rum tarafı, Foka’nın Türk makamlarınca tutuklanmasını AİHM’sinin “olgu” olarak kabul edip Kuzey’deki Türk polisinin sahteliğine vurgu yapmadığı için gelişmeyi “çok olumsuz” olarak niteledi!
Takıldığımız şu: Rum’un ödü kopuyor. Kuzey’deki yönetim ve organlarının hem AB hem de AİHM’si tarafından “yasallık” çerçevesine konmasına! Siyasi sorunun esası zaten bu ödlerinin koptuğu dediğimiz gerçekte yatıyor. Görüşmeler devam ederken “işgal altında yasal olmayan Devlet” iddiaları özellikle propagandalarının mihenk taşına oturuyor. Hedefledikleri çözüm de tanınmışlığında yasal olan Güney’deki Kıbrıs Rum Yönetimine Kuzey’deki Türk’ün biat ederek katılması oluyor. İstedikleri federasyon bu!
VE İŞİMİZE BAKALIM. İşimiz de iş! Eşel mobil tartışmaları devam ediyor. Sendikalar kazan kaldırmışlar “Hükümet eşel Mobil’i kaldırmaya hazırlanıyor” iddiasında, Hükümet ise “kaldırmıyoruz sadece iki aylık yerine daha uzun periyotlarda uygulamayı düşünüyoruz” açıklamasında…
Sendikalar sırada 13. maaşın da kaldırılması vardır demekte, Hükümet “asla yoktur” güvencesi vermekte.
Takıldığımız şu: Bu memlekette kimin sözü muteber ve itimada şayandır, kimin sözü yalan ve istismara açıktır? Hükümet’in mi Sendikaların mı? Bir bilebilsek işte o zaman huzura ereceğiz! Ereceğiz de şimdilerde bildiğimiz, “al birini vur ötekine” oluyor! Malum her ikisi de ayni kökten türemişler! Huyları suları, genetik yapıları naturaları ayni! Hangisine sen haklı sen haksızsın diyebiliriz ki? Kardaş kardaş kavga ediyorlar, biz de seyrediyoruz!