Sn. Cumhurbaşkanı Talat özbeöz Kıbrıslı Türk’tür. Cumhurbaşkanlığı makamına kadar yükselmiş politikacı kimliğine sahiptir. Sn. Denktaş’tan devraldığı “görüşmecilik” yetkisi ile de Kıbrıs sorununu çözmek yükümlülüğündedir. Kendileri muhalefet dönemlerinde siyasi sorunun çözümsüzlüğünü vurgulamak durumunda kaldığında Denktaş’ı ve Türkiye’yi kıyasıya eleştirmiş hatta AB’nin dilinden anlamadıklarını söyleyerek bu “dilin” iddialı politikacısı olduğunu çakmaya çalışmıştır. Annan planına gönülden bağlıdır dolayısıyle uygulamasıyla birlikte lağvedilecek KKTC’ye inanmamaktadır. (Buraya kadar demek istiyoruz ki Sn. Talat da Kıbrıs Türk halkının çıkarlarına uygun çözüme ulaşması için siyasi sorumluluk yüklenmiş bir politikacıdır.) Ancak Cumhurbaşkanı olduktan sonra vaad ettiği çözümü, izolasyonların kaldırılmasını başaramamış, artı “Türkiyesiz politika” savunucusu iken Sn. Denktaş’ı bile aşan bağlılık ve işbirliğinde Ankara ile eşuyumlu siyaset rotasında birleşmiştir. (Bununla da demek isitiyoruz ki Sn. Talat yaşadığı gerçeklere adapte olabilecek kadar da uyumlu ve uygun bir politik görüşe sahiptir, politika gereği dün kara dediğine bugün ak diyebilmektedir.)
ÖYLEYSE ŞİMDİ SORALIM: Var mı Ankara’nın tek yurttaşlıkla tek egemenlik amacı? Çünkü malum görüşmeden sonra BM’ler temsilcisi Zerihoun’un kısa açıklamasında “tek egemenlikle tek yurttaşlık” konusunda prensipte bir anlaşmaya varıldığını” söylemiş, bu da etrafı kaldırıp oturtmaya yetmiştir. Oysa bugüne kadar söylene gelen “iki bölgeli, siyasi eşitliğe dayalı bir federasyon” olmuş, hatta “asla siyasi eşitlikten ödün vermeyiz” denmesi Kuzey’in Kırmızı çizgilerinden birisi olarak kabul edilmişti.
O zaman “pekala” diyerek sormak durumunda kalınmaktadır: “Nedir bu şimdilerin tek egemenlik tek yurttaşlık” olayı? “Federal Kıbrıs Cumhuriyeti veya Devleti’nin uluslararası kimlik göstergesi mi yoksa “Türk Rum yoktur, Kıbrıslılar vardır” görüşünden hareketle federal yönetsillikle sağlanacak statüde yeni bir çözüm anlayışındaki “bakir doğum mu?”
(Kaldı ki çözüm oldukta Kıbrıs külliyen AB üyesi olarak zaten “Türk-Rum ayırımı” olmadan tek pasaport ve kimlik kazanacaktır. Yoksa söz konusu tek egemenlikle tek yurttaşlıktan bu mu kastedilmektedir?)
NE VAR Kİ: “Biz Sn.Talat’la işgale ve anavatanlara bağımlılığa karşı mücadele veriyoruz” diyen bir de Hristofyas iddiası vardır!
Bunu da anlamak mümkün olmamıştır çünkü daha dün asker adadan gitmez diyen de Talat cephesiydi, Türkiye’ye bağlılığı yeniden vurgulayan da…
ŞİMDİ DE ANKARA NE DER DİYE SORACAĞIZ: Soracağız da kim cevap verecek? Orada AKP’nin kapatılma davası bir, Ergenekon davası iki, enflasyonun yeniden hortlaması felâketi üç, dünyaya bakacak hallerde değiller. Ancak şunu da biliyoruz: “TC Dışişleri Bakanlığı yetkilileri çalışıyorlar, görüşmeleri izleyip taktiklerini veriyorlar hatta bir adım öne çıkarak “yönlendiriyorlar” da!
Şimdi geldik asıl korkumuza. Ki Sn. Talat’tan korkmuyoruz çünkü Kıbrıs sorununu kafasına göre çözüme götürecek yetki ve güçte değil!
CTP iktidarından da çekinmiyoruz, Ankara karşısında muhtac’ı dide durumunda! Hâlâ marjinal olan sol partilerden hiç korkmuyoruz ateş olsalar kendilerini yakmaya yetmezler! İngiltere’nin momerandumuna da aldırmıyoruz, İngiliz bu, yarın bizden yana tavır koyar!
FAKAT: “Allahları var, Erdoğan’lı AKP bugüne kadar Kıbrıs konusunda tek fiskelik ödün vermedi” dediğimize nazire ola ki bir politika değişikliği içine girdi. İşte korkumuz budur! Yoksa ötesi vız gelir tırıs gider.
Diyelim ve bakalım: “Sn. Talat her ne kadar siyasi partilere görüşmedeki tartışma konusu olan egemenlikle ilgili bilgi verdiyse de kuşkuları bertaraf edemedi aksine beterince eleştirilere hedef oldu. Siyasi partiler ise (UBP ve DP) görüşmede edindikleri izlenimlerini yeterince yansıtamadılar. Şimdi görev yeniden Talat’ındır. Bir: Kıbrıs Türk halkına tek egemenlikle yurttaşlık konusunu siyasi ve hukuki yönüyle anlatmak zorundadır. İki: Hristofyas’ın işgale ve anavatanlara bağımlılığa son verilmesi için birlikte mücadele ettiklerini iddiasına açıklık getirmelidir. Halkın oyu ile Cumhurbaşkanı olmuştur, halka karşı sorumludur. Bekliyoruz.