Tsunami de olsa dalgalar durulur. Soğuklar yerini sıcaklara bırakır. Fırtınalar meltem rüzgârlarına dönüşür. Debrem bile bir iki dakikalık olanca tahribatının ardından kesiliverir, biter…
Hayır, Kıbrıs’ta hiçbir olay bitmez, katmer katmer sorun olur. “Ne doğan güne hükmü geçer ne halden anlayan bulunur!”
NİTEKİM geçen haftaya baktık da pööö! Dövün dövün dövündük. Sadece bir dönem olsaydı nazı çekilirdi de yarım asırdır ne duruldu ne dindi, dolayısıyle ne durduk ne dinlendik!
Bu kez kaderimizi Sn. Talat’ın yol haritasındaki rotasına emanet ettik. Ki kendileri Cumhurbaşkanı olduklarında yalvarıyorduk: “Ne olursun bir kez ağzından şu KKTC lafı da çıksın.” Mümkünü olmadıydı. Sonra, CTP’ye attığı kazık nedeniyle uzun süre “aldatılmışlığın” politik azabı yaşanırken dargın oldukları Akelli Hristofyas’ın tutumu nedeniyle “KKTC de vurduydu inançla vaz geçilmezliğe iki Devlet olgusu da.” Üstelik Sn. Talat artık Hristofyası hem “affettim” diyor hem de kendisine yeterince “kredi verdiğini” hatırlatıyor. (Yani Rum da olmasa ve ne olduğumuzla ne olacağımızı hatırlatmasa bizimkiler kendilerinin bile ne olup olmadıklarıyla kimi temsil ettiklerini de unutacaklar!)
ASIL DEDİĞİ ŞU AMA: “Konfederasyon egemen devletlerin var olduğu ve aralarında bazı federal anlaşmalar yapmaları demektir. Bunu istemiyorum. Federal hükümette Kıbrıslı Rumlarla eşit olmam durumunda konfederasyona ihtiyacım yoktur…” (Bırakın mantığın biz egemen devlet değil miyiz sorusuna vereceği cevabı. Ayrı bir tartışma konusu.)
Fakat bir yandan da bu “tanım” Sn. Talat cephesi açısından “yeni” sayılmalı. Çünkü siyasi eşitlik istemini bir adım aşarak konfederal-federal sistem olayına vurgu yapıyor.
Üstelik Sn. Talat bunu tekil birinci şahsa indirerek “ben istiyorum” vurgusuyla öne çıkarıyor. Belli ki hâlâ birleşik Kıbrıs çözümünün sadık bendeleri durumundalar.
Buna karşılık bu kez hiç gocunmadık. Çünkü eğer tam tamına azınlık çoğunluk mefhumu dışında bir siyasi eşitlikte ısrar ediliyorsa bu yönetselliğin işlevini oluşturan konfederal sistemden başka bir şey olamaz.. Kaldı ki kapsamına bir de vazgeçilmezliğe kazınmış “iki kurucu devleti” alıyor. O zaman eğer Hristofyas’ı kandırıp ikna ederse, adına ister “gevşek federasyon” desin isterse birleşik Kıbrıs, mesele değildir!
VE GEÇEN HAFTA: Yıllarca “globalizm” sloganlarıyla beslenen beyinlere gerçekte bunun kapitalizmle zenginler kulübü G-7’lerin tezgâhı olduğunu anlatmak mümkün olmadıydı. “Sol”un nasıl bu mandepleye bastığı şimdi dünyada tartışılıyor. Amerika’dan kaynaklı finansal kriz “globalizmi” sorguluyor. Cüce bilgilerimize takıldığınca ekonomist Friedman’nın “bırakın yapsınlar bırakın gitsinler” diyerek serbest piyasa ekonomisine sınırsız yol vermesiyle başlayan dehşetli küreselleşme olayını başlara yıkıyor! Ve sorunu aşmak için yine “devletler” harekete geçiyor. Anlaşılıyor ki “devlet ve devletçilik” ne modası geçmiş bir olaydır ne de olmazsa olmazdır. “Devlet” halâ ve önemince vardır. HATIRLATALIM: Kıbrıs’ta çözüm aranırken o “global” düşünce çok öne çıkarıldı. Son finansal kriz bir daha düşünülmesini zorluyor ama. Çünkü murat edilen çözüm “Rumla oluşturulacak birleşik Kıbrıs”tır. O çözümü siyasi anlamında “devlet” olarak imzalamazsanız o Rum’la kader birliğine düşeceksiniz. Kendinizi o kadar kavi ve güçlü görüyor musunuz?